سورة الطور

52. Tur suresi

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Tur'a (o dağa)

وَالطُّورِۙ

Vet turi.

(2-3) İnce deri üzerine yazılmış o kitaba.

وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ

Ve kitabin mesturin.

(2-3) İnce deri üzerine yazılmış o kitaba.

ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ

Fi rakkın menşurin.

Beyt-i Ma'mur'a

وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ

Vel beytil ma'muri.

O pek yüksek tavan, gökkubbeye.

وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ

Ves sakfil merfui.

Ağzına kadar dolu okyanusa yemin olsun ki:

وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ

Vel bahril mescuri.

Rabbinin cezası mutlaka vuku bulacaktır.

اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِـعٌۙ

İnne azabe rabbike le vakı'un.

Onu önleyecek hiçbir kuvvet yoktur.

مَا لَهُ مِنْ دَافِـعٍۙ

Ma lehu min dafiin.

Gün gelecek, gök şiddetle çalkalanacak.

يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْراًۙ

Yevme temurus semau mevren.

Dağlar sür'atle yürüyecektir.

وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْراًۜ

Ve tesirul cibalu seyra.

O gün, hakkı yalan sayıp Peygambere yalancı diyenlerin vay hallerine!

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ

Fe veylun yevme izin lil mukezzibine.

Onlar ki daldıkları batıl içinde oynayıp dururlar.

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ

Ellezine hum fi havdın yel'abun.

O gün onlar cehenneme şiddetle itilirler.

يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعاًّۜ

Yevme yude'une ila nari cehenneme de'a.

İşte, denilir, alın size yalan saydığınız ateş!

هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

Hazihin narulleti kuntum biha tukezzibun.

Haydi söyleyin bakalım, bu da mı sihir, yoksa siz mi görmüyormuşsunuz?

اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

E fe sihrun haza em entum la tubsirun.

Girin oraya! İster dayanın, ister dayanamayın, artık hepsi bir! Siz sadece ne yaptıysanız onun karşılığını bulacaksınız.

اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Islevha fasbiru ev la tasbiru sevaun aleykum, innema tuczevne ma kuntum ta'melun.

Müttakiler ise cennetlerde nimet içindedirler.

اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ

İnnel muttekine fi cennatin ve naimin.

Rab'lerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler. Rab'leri onları yakıcı ateşin azabından korumuştur.

فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ

Fakihine bi ma atahum rabbuhum, ve vekahum rabbuhum azabel cahim.

(19-20) Ve onlara denilir ki: "Dünyada yaptığınız güzel davranışlardan ötürü: "Yiyin, için, afiyetler olsun!" Onlar sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Kendilerine temiz ve güzel hurileri de eş yaparız.

كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ

Kulu veşrebu henien bi ma kuntum ta'melune.

(19-20) Ve onlara denilir ki: "Dünyada yaptığınız güzel davranışlardan ötürü: "Yiyin, için, afiyetler olsun!" Onlar sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Kendilerine temiz ve güzel hurileri de eş yaparız.

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ

Muttekiine ala sururin masfufeh, ve zevvecnahum bi hurin inin.

Kendileri iman edip zürriyetleri de iman ile kendilerinin izinden gidenlerin nesillerini de kendilerine kavuştururuz. Onların emeklerinden hiçbir şeyin mükafatını eksiltmeyiz. Onlardan her biri kazandığı güzel neticeleri ile daimdir.

وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ

Vellezine amenu vettebeathum zurriyyetuhum bi imanin elhakna bihim zurriyyetehum ve ma eletnahum min amelihim min şey'in, kullumriin bi ma kesebe rehinun.

Onlara canlarının istediği meyve ve et çeşitlerinden bol bol veririz.

وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Ve emdednahum bi fakihetin ve lahmin mimma yeştehun.

Onlar orada içecek kadehleri kapışırlar ki bunları içmede ne saçma sapan konuşma olur, ne de günaha girilir.

يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْساً لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ

Yetenazeune fiha ke'sen la lagvun fiha ve la te'simun.

Etraflarında kendi hizmetlerine tahsis edilmiş, sedef içinde saklı inci gibi pırıl pırıl civanlar dolaşır.

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ

Ve yetufu aleyhim gılmanun lehum ke ennehum lu'luun meknunun.

Birbirlerinin yanına gelip şöyle sorup sohbet etmeye başlarlar:

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ

Ve akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.

(26-27) "Biz dünyada, ailemiz içinde iken sonumuzdan endişe ederdik. Ama şükürler olsun ki Allah bize lütfetti ve bizi, o kavuran ateşten korudu.

قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ

Kalu inna kunna kablu fi ehlina muşfikin.

(26-27) "Biz dünyada, ailemiz içinde iken sonumuzdan endişe ederdik. Ama şükürler olsun ki Allah bize lütfetti ve bizi, o kavuran ateşten korudu.

فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ

Fe mennallahu aleyna ve vekana azabes semum.

Çünkü biz daha önce Allah'a dua ve ibadet eder, bizi ateşten korumasını niyaz ederdik." Gerçekten O, berr'dir, rahimdir (hayırların kaynağıdır, merhamet ve ihsanı boldur).

اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟

İnna kunna min kablu ned'uh, innehu huvel berrur rahim.

Ey Resulüm, sen irşad ve nasihatina devam et! Sen Rabbinin ihsanı sayesinde kafirlerin iddia ettikleri gibi kahin de değilsin, deli de değilsin.

فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ

Fe zekkir fe ma ente bi ni'meti rabbike bi kahinin ve la mecnun.

Ne o, yoksa onlar senin hakkında: "Ne olacak? Şairin biri! Feleğin onun başına neler getireceğini göreceğiz" mi diyorlar?

اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ

Em yekulune şairun neterabbesu bihi reybel menuni.

De ki: "Bekleyin bakalım! Ben de sizin feci akıbetinizi bekliyorum."

قُلْ تَرَبَّصُوا فَاِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّص۪ينَۜ

Kul terabbesu fe inni meakum minel muterabbisin.

Akılları mı kendilerinden bunu istiyor, yoksa onlar azgın bir toplum olduklarından mı böyle yapıyorlar?

اَمْ تَأْمُرُهُمْ اَحْلَامُهُمْ بِهٰذَٓا اَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَۚ

Em te'muruhum ahlamuhum bi haza em hum kavmun tagun.

Yahut Kur'an'ı "kendi uydurdu" mu diyorlar? Hayır! Onlar bu iddialarında samimi değiller. Onların inanmaya niyetleri yok da onun için bu kabil sözler sarf ediyorlar.

اَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۚ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَۚ

Em yekulune tekavveleh, bel la yu'minun.

O halde bu iddialarında tutarlı iseler Kur'an gibi bir söz getirsinler bakalım!

فَلْيَأْتُوا بِحَد۪يثٍ مِثْلِه۪ٓ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَۜ

Fel ye'tu bi hadisin mislihi in kanu sadikin.

Onlar bir Yaratan olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa kendi kendilerini mi yarattılar?

اَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَۜ

Em huliku min gayri şey'in em humul halikun.

Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin bilgiye ulaşmaya gitmezler.

اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَۜ

Em halakus semavati vel ard, bel la yukınun.

Yoksa Rabbinin hazineleri onların mı yanında? Yoksa kainatı onlar mı yönetiyorlar?

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَبِّكَ اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَۜ

Em indehum hazainu rabbike em humul musaytırun.

Yoksa onların yükselmelerini sağlayan bir merdivenleri, kuleleri var da o sayede mi göklerin haberlerini dinliyorlar? Öyleyse o haber dinleyenleri kim ise, meleklerin sözlerini dinlediğine dair kesin bir delil getirsin!

اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ ف۪يهِۚ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۜ

Em lehum sullemun yestemiune fih, fel ye'ti mustemiuhum bi sultanin mubin.

Yoksa kız çocukları O'nun da, erkekler sizin mi?

اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَـكُمُ الْبَنُونَۜ

Em le hul benatu ve le kumul benun.

Yoksa onlardan vahyi tebliğ, risalet ve irşad hizmetlerinden ötürü bir ücret istiyorsun da, onlar ağır bir borç yükü altında eziliyorlar mı?

اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْراً فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۜ

Em tes'eluhum ecren fe hum min magremin muskalun.

Yoksa gayba dair bilgiler kendilerinin elinin altındadır da, onlar oradan istedikleri tarzda yazıp kopyalıyorlar mı?

اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَۜ

Em indehumul gaybu fe hum yektubun.

Yoksa onlar bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Şunu bilsinler ki: Asıl kapana kısılacak olanlar, o kafirler olacaklar.

اَمْ يُر۪يدُونَ كَيْداًۜ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَك۪يدُونَۜ

Em yuridune keyda, fellezine keferu humul mekidun.

Yoksa onların Allah'tan başka bir tanrıları mı var? Allah onların iddia ettikleri ortaklardan münezzeh ve yücedir.

اَمْ لَهُمْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Em lehum ilahun gayrullah, subhanallahi amma yuşrikun.

Şayet kendilerinin kötü bir maksatla istedikleri gibi gökten bir parçanın düştüğünü görseler, inatlarından ötürü "Bunlar üst üste yığılmış bulutlardır." derler. Kendilerine ceza olarak gönderildiğini inkar ederler.

وَاِنْ يَرَوْا كِسْفاً مِنَ السَّمَٓاءِ سَاقِطاً يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ

Ve in yerev kisfen mines semai sakıtan yekulu sehabun merkum.

O halde sen onları, darbe yiyip çarpılacakları güne kadar kendi hallerine bırak!

فَذَرْهُمْ حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي ف۪يهِ يُصْعَقُونَۙ

Fe zerhum hatta yulaku yevmehumullezi fihi yus'akune.

O gün hile ve tuzakları kendilerine asla fayda sağlamaz ve yardım da görmezler.

يَوْمَ لَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـٔاً وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَۜ

Yevme la yugni anhum keyduhum şey'en ve la hum yunsarun.

Muhakkak ki o zalimlere bundan başka azap da vardır; fakat onların çoğu bunu bilmezler.

وَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا عَذَاباً دُونَ ذٰلِكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Ve inne lillezine zalemu azaben dune zalike ve lakinne ekserehum la ya'lemun.

(48-49) Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret! Çünkü sen Bizim himayemiz altındasın. Namaza kalktığında Rabbini hamd ile tenzih et. Geceleyin de, gecenin sonunda yıldızların batışının ardından da O'na ibadet edip tenzih et.

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّـحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ

Vasbir li hukmi rabbike fe inneke bi a'yunina, ve sebbih bi hamdi rabbike hine tekumu.

(48-49) Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret! Çünkü sen Bizim himayemiz altındasın. Namaza kalktığında Rabbini hamd ile tenzih et. Geceleyin de, gecenin sonunda yıldızların batışının ardından da O'na ibadet edip tenzih et.

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاِدْبَارَ النُّجُومِ

Ve minel leyli fe sebbihhu ve idbaren nucumi.