Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla
Bismillahir rahmanir rahim.
Şunlar gerçekleri açıklayan kitabın ayetleridir.
Tilke ayatul kitabil mubin.
Onlar iman etmiyor diye üzüntüden nerdeyse kendini yiyip tüketeceksin.
Lealleke bahıun nefseke ella yekunu mu'minin.
Eğer dileseydik onlara gökten öyle bir mucize indirirdik ki, onun karşısında ister istemez boyun bükerlerdi.
İn neşe' nunezzil aleyhim mines semai ayeten fe zallet a'nakuhum leha hadıin.
(Fakat Biz bunu istemedik.) O sebeple, ne zaman onlara Rahman'dan yeni bir mesaj gelse, mutlaka ona arkalarını dönüp uzaklaşırlar.
Ve ma ye'tihim min zikrin miner rahmani muhdesin illa kanu anhu mu'ridin.
Nitekim işte bu mesajı da yalan saydılar, ama alay edip durdukları Kur'an'ın bildirdiği olaylar, yakında başlarına gelince, alay etmenin ne demek olduğunu anlayacaklardır.
Fe kad kezzebu fe seye'tihim enbau ma kanu bihi yestehziun.
Peki bunlar yeryüzüne, orada her güzel çiftten nice nebatlar yetiştirdiğimize hiç bakmıyorlar mı?
E ve lem yerev ilel ardı kem enbetna fiha min kulli zevcin kerim.
Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
(10-11) Bir vakit de Rabbin Musa'ya: "Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun'un halkına gidip, "hakkı inkardan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!" diye nida etti.
Ve iz nada rabbuke musa eni'til kavmez zalimin.
(10-11) Bir vakit de Rabbin Musa'ya: "Haydi! o zulme batmış olan topluma, yani Firavun'un halkına gidip, "hakkı inkardan ve azgınlıktan sakınma zamanı gelmedi mi? de!" diye nida etti.
Kavme fir'avn, e la yettekun.
(12-13) "Ya Rabbi" dedi, "Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun'a da risalet ver!"
Kale rabbi inni ehafu en yukezzibun.
(12-13) "Ya Rabbi" dedi, "Korkarım ki beni yalancı sayarlar, benim de göğsüm daralır, dilim tutulur. Onun için Harun'a da risalet ver!"
Ve yadiku sadri ve la yentaliku lisani fe ersil ila harun.
"Hem sonra onların benim aleyhimde bir suçlamaları da var. Bundan ötürü beni öldürmelerinden endişe ediyorum."
Ve lehum aleyye zenbun fe ehafu en yaktulun.
"Hayır!" buyurdu, "Benim ayetlerimle gidin, Biz de sizinle beraberiz, olup bitenleri işitiriz."
Kale kella, fezheba bi ayatina inna meakum mustemiun.
(16-17) Gidin o Firavun'a: "Biz Rabbülalemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O'ndan sana mesaj getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!" deyin.
Fe'tiya fir'avne fe kula inna resulu rabbil alemin.
(16-17) Gidin o Firavun'a: "Biz Rabbülalemin tarafından sana gönderilen elçileriz, O'ndan sana mesaj getirdik: İsrailoğullarını serbest bırakacaksın, bizimle gelecekler!" deyin.
En ersil meana beni israil.
"A!" dedi, "Sen şu bebekken alıp yanımızda büyüttüğümüz çocuk değil misin? Sonra da bizim sarayımızda senelerce kalmış, ömrünün bir kısmını bizimle geçirmiştin?"
Kale e lem nurabbike fina veliden ve lebiste fina min umurike sinin.
"Sonunda da bildiğin o işi yapmıştın. Sen doğrusu nankörün tekisin!"
Ve fealte fa'letekelleti fealte ve ente minel kafirin.
"Ben" dedi, "yanlışlıkla, sonunda ne olacağını bilmeksizin, şaşkın bir vaziyette o işi yapmıştım."
Kale fealtuha izen ve ene mined dallin.
"Sizden korktuğum için de kaçmıştım. Ama Rabbim bana hüküm ve hikmet verdi ve beni peygamberler arasına dahil etti."
Fe ferartu minkum lemma hıftukum fe vehebe li rabbi hukmen ve cealeni minel murselin.
"O başıma kaktığın iyilik ise, İsrailoğullarını köleleştirmenin bir sonucu değil miydi?"
Ve tilke ni'metun temunnuha aleyye en abbedte beni israil.
Firavun: "Sahi, şu bahsettiğin Rabbülalemin de ne?" dedi.
Kale fir'avnu ve ma rabbul alemin.
"Eğer işin gerçeğini bilmek isterseniz söyleyeyim: O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir."
Kale rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma, in kuntum mukınin.
Firavun alaycı bir şekilde çevresindekilere: "Bu adamın dediklerini işittiniz değil mi? (Aklısıra cevap veriyor)."
Kale li men havlehu e la testemiun.
Musa onu hiç duymamış gibi sözüne devam ederek: "O sizin de, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir."
Kale rabbukum ve rabbu abaikumul evvelin.
Firavun: "Dikkat edin! Size gönderilen bu elçi kesinlikle bir deli!"
Kale inne resulekumullezi ursile ileykum le mecnun.
Musa: "O doğunun da, batının da, doğu ile batı arasındaki her şeyin de Rabbidir. Aklınız varsa bunu anlarsınız."
Kale rabbul meşrıkı vel magribi ve ma beynehuma, in kuntum ta'kılun.
Firavun, Musa'ya cevaben: "Eğer benden başka tanrı kabul edersen mutlaka seni zindanlık ederim!" dedi.
Kale leinittehazte ilahen gayri le ec'alenneke minel mescunin.
"Ya" dedi, "sana doğruluğumu ispatlayan aşikar bir delil getirmiş olsam da mı?"
Kale e ve lev ci'tuke bi şey'in mubin.
"Haydi, dedi, doğru söylüyorsan, göster o belgeni de görelim!"
Kale fe'ti bihi in kunte mines sadikin.
Bunun üzerine Musa asasını yere attı. Bir de ne görsünler: Değnek her haliyle tam bir ejderha oluvermiş!
Fe elka asahu fe iza hiye su'banun mubin.
Bir de elini koynundan çıkardı ki bakanların gözlerini kamaştıracak kadar parlak mı parlak!
Ve nezea yedehu fe iza hiye beydau lin nazırin.
Firavun etrafındakilere: "Bu adam, dedi, galiba usta bir sihirbaz!"
Kale lil melei havlehu inne haza le sahırun alim.
"Büyü gücü ile sizi yerinizden yurdunuzdan çıkarmak istiyor, ne buyurursunuz, görüşünüzü bildirin!"
Yuridu en yuhricekum min ardıkum bi sıhrihi fe maza te'murun.
(36-37) "Bunu ve kardeşini biraz burada beklet, bütün şehirlere haber gönder, sonra ne kadar usta sihirbaz varsa alıp gelsinler!" dediler.
Kalu ercih ve ehahu veb'as fil medaini haşirin.
(36-37) "Bunu ve kardeşini biraz burada beklet, bütün şehirlere haber gönder, sonra ne kadar usta sihirbaz varsa alıp gelsinler!" dediler.
Ye'tuke bi kulli sehharin alim.
Böylece belirlenen günde bütün usta sihirbazlar toplandı.
Fe cumias seharatu li mikati yevmin ma'lum.
(39-40) Halka da: "Haydi ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!" "Umarız büyücüler galip gelirler, biz de onların dinlerine tabi oluruz!" denildi.
Ve kile lin nasi hel entum muctemiun.
(39-40) Halka da: "Haydi ne duruyorsunuz, siz de toplansanıza!" "Umarız büyücüler galip gelirler, biz de onların dinlerine tabi oluruz!" denildi.
Leallena nettebius seharate in kanu humul galibin.
Büyücüler Firavunun huzuruna varınca ona: "Biz galip gelirsek, elbet bize büyük bir ödül verilir herhalde!" dediler.
Fe lemma caes seharatu kalu li fir'avne e inne lena le ecran in kunna nahnul galibin.
"Evet, evet! dedi, Üstelik, sizi yakın çevreme alacağım, benim gözdelerimden olacaksınız."
Kale neam ve innekum izen le minel mukarrabin.
Yarışma başlayınca Musa: "Önce siz marifetinizi ortaya koyun, ne atacaksanız atın!" dedi.
Kale lehum musa elku ma entum mulkun.
İplerini ve değneklerini yere attılar ve:"Firavun'un izzetine yemin ederiz ki galip gelen biz olacağız" dediler.
Fe elkav hıbalehum ve ısıyyehum ve kalu bi izzeti fir'avne inna le nahnul galibun.
Derken Musa da değneğini yere attı; bir de ne görsünler: O, büyücülerin göz boyayarak uydurup ortaya koydukları şeyleri yutuveriyor!
Fe elka musa asahu fe iza hiye telkafu ma ye'fikun.
Bunu gören sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
Fe ulkıyes seharatu sacidin.
(47-48) "Rabbülalemin'e, Musa ile Harun'un Rabbine biz de iman ettik." dediler.
Kalu amenna bi rabbil alemin.
(47-48) "Rabbülalemin'e, Musa ile Harun'un Rabbine biz de iman ettik." dediler.
Rabbi musa ve harun.
Firavun: "Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Anlaşıldı. Size büyüyü öğreten ustanız oymuş! Size yapacağımı da yakında öğreneceksiniz. Farklı yönlerden olmak üzere el ve ayaklarınızı kesecek ve hepinizi asacağım!"
Kale amentum lehu kable en azene lekum, innehu le kebirukumullezi allemekumus sıhr, fe le sevfe ta'lemun, le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılafin ve le usallibennekum ecmain.
"Hiç önemi yok!" dediler, "Biz zaten Rabbimize döneceğiz!"
Kalu la dayra inna ila rabbina munkalibun.
"İman edenlerin öncüleri olduğumuzdan ötürü umarız ki Rabbimiz günahlarımızı affeder."
İnna natmeu en yagfira lena rabbuna hatayana en kunna evvelel mu'minin.
Musa'ya da: "Mümin kullarımı geceden yola çıkar; zira siz mutlaka takip edileceksiniz!" diye vahyettik.
Ve evhayna ila musa en esri bi ıbadi innekum muttebeun.
Firavun ise onları takip etmek gayesiyle, bütün şehirlere asker toplamak üzere görevliler çıkardı.
Fe ersele fir'avnu fil medaini haşirin.
"Esasen bunlar çok küçük, sefil bir gruptur."
İnne haulai le şirzimetun kalilun.
"Fakat bize karşı kızgın olup diş bilemektedirler.
Ve innehum lena le gaizun.
Biz de elbette uyanık, tedbirli bir topluluğuz" diyordu.
Ve inna le cemiun hazirun.
(57-58) Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından, hazinelerinden, servetlerinden ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.
Fe ahracnahum min cennatin ve uyun.
(57-58) Ama neticede Biz onları bahçelerinden ve pınarlarından, hazinelerinden, servetlerinden ve kendilerince çok değerli makam ve mevkilerinden çıkardık.
Ve kunuzin ve makamin kerim.
Bu olay böylece tamamlandı. Bahsedilen bütün o nimetlere İsrailoğullarını mirasçı yaptık.
Kezalik, ve evresnaha beni israil.
(Takip kıssasına dönelim) Güneş doğup ortalığı aydınlatırken Firavun'un ordusu onları takibe koyuldu.
Fe etbeuhum muşrikin.
İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca Musa'nın arkadaşları: "Eyvah! Bize yetiştiler!" dediler.
Fe lemma terael cem'ani kale ashabu musa inna le mudrakun.
"Hayır, asla!" dedi, "Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir!"
Kale kella, inne maiye rabbi seyehdin.
Biz Musa'ya: "Asanı denize vur!" diye vahyettik. Vurur vurmaz deniz yarıldı, öyle ki birer koridor gibi açılan yolun iki yanında sular büyük dağlar gibi yükseldi.
Fe evhayna ila musa enıdrib bi asakel bahr, fenfeleka fe kane kullu firkın ket tavdil azim.
(64-66) Ötekileri (Firavun'un ordusunu da) oraya yaklaştırdık. Musa'yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Öbürlerini ise suda boğduk.
Ve ezlefna semmel aharin.
(64-66) Ötekileri (Firavun'un ordusunu da) oraya yaklaştırdık. Musa'yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Öbürlerini ise suda boğduk.
Ve enceyna musa ve men meahu ecmain.
(64-66) Ötekileri (Firavun'un ordusunu da) oraya yaklaştırdık. Musa'yı ve beraberinde olan herkesi kurtardık. Öbürlerini ise suda boğduk.
Summe agraknel aharin.
Elbette bunda alınacak ibret vardır, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Onlara İbrahim'in başından geçenleri de anlat.
Vetlu aleyhim nebee ibrahim.
Günün birinde o babasına ve halkına hitaben: "Söyler misiniz: siz nelere ibadet ediyorsunuz?" dedi.
İz kale li ebihi ve kavmihi ma ta'budun.
Onlar da: "Kendi putlarımıza ibadet ediyoruz." dediler ve ilave ettiler: "Onlara tapmaya da devam edeceğiz!"
Kalu na'budu asnamen fe nezallu leha akifin.
(72-73) "Peki" dedi, "Siz kendilerine dua ettiğinizde onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut taptığınızda size fayda veya tapmadığınızda size zarar verebiliyorlar mı?
Kale hel yesmeunekum iz ted'un.
(72-73) "Peki" dedi, "Siz kendilerine dua ettiğinizde onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut taptığınızda size fayda veya tapmadığınızda size zarar verebiliyorlar mı?
Ev yenfeunekum ev yedurrun.
"Yook!" dediler, "ama atalarımızı böyle bir uygulama içinde bulduk, biz de onu benimsedik."
Kalu bel vecedna abaena kezalike yef'alun.
(75-76) İbrahim dedi ki: "Peki, gerek sizin taptığınız, gerek gelip geçmiş babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz mi?
Kale e fe raeytum ma kuntum ta'budun.
(75-76) İbrahim dedi ki: "Peki, gerek sizin taptığınız, gerek gelip geçmiş babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz mi?
Entum ve abaukumul akdemun.
Bilin ki ibadet ettiğiniz o tanrılar, Rabbülalemin hariç, hepsi benim düşmanlarımdır.
Fe innehum aduvvun li illa rabbel alemin.
O'dur beni yaratan ve hayat imkanlarını veren, maddeten ve manen yol gösteren.
Ellezi halakani fe huve yehdin.
O'dur beni doyuran, O'dur beni içiren.
Vellezi huve yut'ımuni ve yeskin.
Hastalandığımda O'dur bana şifa veren.
Ve iza maridtu fe huve yeşfin.
O'dur beni öldürecek ve sonra da diriltecek olan.
Vellezi yumituni summe yuhyin.
Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum ulu Rabbim de yine O'dur.
Vellezi atmeu en yagfira li hatieti yevmed din.
Ya Rabbi! Bana hikmet ver ve beni hayırlı kulların arasına dahil eyle!
Rabbi heb li hukmen ve elhıkni bis salihin.
Gelecek nesiller içinde iyi nam bırakmayı, hayırla anılmayı nasib eyle bana.
Vec'al li lisane sıdkın fil ahırin.
Naim cennetlerine varis olanlardan eyle beni ya Rabbi.
Vec'alni min veraseti cennetin naim.
Babamı da affet, (ona tövbe ve iman nasib et). Zira o yolunu şaşıranlar arasında.
Vagfir li ebi innehu kane mined dallin.
İnsanların diriltilip bir araya toplandığı mahşer günü rüsvay eyleme beni ya Rabbi.
Ve la tuhzini yevme yub'asun.
O gün ki ne mal, ne mülk, ne evlat insana fayda eder.
Yevme la yenfau malun ve la benun.
O gün insana fayda sağlayan tek şey, Allah'a teslim ettiği selim bir gönül olur.
İlla men etallahe bi kalbin selim.
O gün cennet müttakilere yaklaştırılır.
Ve uzlifetil cennetu lil muttekin.
O gün cehennem azgınlara gösterilir.
Ve burrizetil cahimu lil gavin.
(92-93) Ve onlara: "Nerede o, Allah'tan başka taptıklarınız? Size yardım edebiliyorlar mı, kendilerini olsun kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
Ve kile lehum eyne ma kuntum ta'budun.
(92-93) Ve onlara: "Nerede o, Allah'tan başka taptıklarınız? Size yardım edebiliyorlar mı, kendilerini olsun kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
Min dunillah, hel yensurunekum ev yentesırun.
(94-95) Arkasından onlar da, o azgınlar da ve topyekun İblis ordusu da cehenneme fırlatılır.
Fe kubkıbu fiha hum vel gavun.
(94-95) Arkasından onlar da, o azgınlar da ve topyekun İblis ordusu da cehenneme fırlatılır.
Ve cunudu iblise ecmeun.
(96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülalemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkan olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Kalu ve hum fiha yahtesımun.
(96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülalemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkan olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Tallahi in kunna le fi dalalin mubin.
(96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülalemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkan olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
İz nusevvikum bi rabbil alemin.
(96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülalemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkan olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Ve ma edallena illel mucrimun.
(96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülalemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkan olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Fe ma lena min şafiin.
(96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülalemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkan olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Ve la sadikın hamim.
(96-102) Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler "Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz!" "Çünkü biz sizi Rabbülalemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu." "Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz!" "Ah! Ne olurdu, imkan olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık!"
Fe lev enne lena kerraten fe nekune minel mu'minin.
Elbette bunda alınacak ibret vardır; fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Nuh'un halkı da gönderilen resulleri yalancı saydı.
Kezzebet kavmu nuhınil murselin.
Kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız?
İz kale lehum ehuhum nuhun e la tettekun.
Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
İnni lekum resulun emin.
Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin!
Fettekullahe ve etiun.
Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülalemin'dir.
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Haydi öyleyse! Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin!."
Fettekullahe ve etiun.
"A!" dediler, "Seni izleyenlerin, toplumun en aşağı tabakasından olduklarını göre göre sana inanmamızı nasıl beklersin?"
Kalu e nu'minu leke vettebeakel erzelun.
(112-113) Nuh: "Onların daha önce ne yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Sizin azıcık bir şuurunuz olsaydı bilirdiniz ki onların hesabı ancak Rabbime aittir.
Kale ve ma ilmi bima kanu ya'melun.
(112-113) Nuh: "Onların daha önce ne yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Sizin azıcık bir şuurunuz olsaydı bilirdiniz ki onların hesabı ancak Rabbime aittir.
İn hısabuhum illa ala rabbi lev teş'urun.
(114-115) Ben iman edenleri asla kovamam. Ben sadece açıkça uyaran bir elçiyim."
Ve ma ene bi taridil mu'minin.
(114-115) Ben iman edenleri asla kovamam. Ben sadece açıkça uyaran bir elçiyim."
İn ene illa nezirun mubin.
Onlar: "Nuh! Bizi dinle! Eğer bu davadan vazgeçmezsen, mutlaka taşa tutulacaksın!" dediler.
Kalu le in lem tentehi ya nuhule tekunenne minel mercumin.
(117-118) Nuh: "Ya Rabbi, dedi, halkım beni yalancı saydı. Artık benimle onlar arasındaki hükmünü Sen ver, beni ve beraberimdeki müminleri Sen halas eyle ya Rabbi!"
Kale rabbi inne kavmi kezzebun.
(117-118) Nuh: "Ya Rabbi, dedi, halkım beni yalancı saydı. Artık benimle onlar arasındaki hükmünü Sen ver, beni ve beraberimdeki müminleri Sen halas eyle ya Rabbi!"
Feftah beyni ve beynehum fethan ve neccini ve men maiye minel mu'minin.
Hülasa Biz de onu ve yanındakileri o yükle dolu gemi içinde kurtardık.
Fe enceynahu ve men meahu fil fulkil meşhun.
Arkasından geride kalanları da suda boğduk.
Summe agrakna ba'dul bakin.
Elbette bunda alınacak ibret var, fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Ad halkı da resulleri yalancı saydı.
Kezzebet adunil murselin.
(124-127) Kardeşleri Hud onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
İz kale lehum ehuhum hudun e la tettekun.
(124-127) Kardeşleri Hud onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
İnni lekum resulun emin.
(124-127) Kardeşleri Hud onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
Fettekullahe ve etiun.
(124-127) Kardeşleri Hud onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
(128-130) Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp saçma sapan şeylerle mi uğraşırsınız? O muazzam yapıları dünyada ebedi kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz? Başkalarının hukukuna karşı hiç sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
E tebnune bi kulli riın ayeten ta'besun.
(128-130) Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp saçma sapan şeylerle mi uğraşırsınız? O muazzam yapıları dünyada ebedi kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz? Başkalarının hukukuna karşı hiç sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
Ve tettehızune mesania leallekum tahludun.
(128-130) Siz her yol üzerinde, gelip geçenleri şaşırtmak için bir alamet yapıp saçma sapan şeylerle mi uğraşırsınız? O muazzam yapıları dünyada ebedi kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz? Başkalarının hukukuna karşı hiç sınır tanımadan hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
Ve iza betaştum betaştum cebbarin.
(131-135) Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Fettekullahe ve etiun.
(131-135) Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Vettekullezi emeddekum bima ta'lemun.
(131-135) Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Emeddekum bi en'amin ve benin.
(131-135) Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
Ve cennatin ve uyun.
(131-135) Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Size bildiğiniz bunca nimetleri veren, size davarlar ve evlatlar ihsan eden, bağ ve bahçeler, pınarlar lütfeden o Rabbinize karşı gelmekten sakının. Müthiş bir günün azabının tepenize ineceğinden, gerçekten endişe ediyorum!"
İnni ehafu aleykum azabe yevmin azim.
(136-138) "Sen" dediler, "Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen adetlerinden başka bir şey değildir. Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!"
Kalu sevaun aleyna e vaazte em lem tekun minel vaızin.
(136-138) "Sen" dediler, "Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen adetlerinden başka bir şey değildir. Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!"
İn haza illa hulukul evvelin.
(136-138) "Sen" dediler, "Ha böyle nasihat etmiş, ha etmemişsin, bize göre hepsi bir. Bizim tuttuğumuz yol, önceki atalarımızın sürüp gelen adetlerinden başka bir şey değildir. Biz bundan ötürü de cezalandırılacak değiliz!"
Ve ma nahnu bi muazzebin.
Neticede onu yalancı saydılar, Biz de onları imha ettik. Elbette bunda, alınacak ibret var, fakat onların ekserisi ibret alıp da iman etmezler.
Fe kezzebuhu fe ehleknahum, inne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Semud halkı da resulleri yalancı saydı.
Kezzebet semudul murselin.
(142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
İz kale lehum ehuhum salihun e la tettekun.
(142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
İnni lekum resulun emin.
(142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
Fettekullahe ve etiun.
(142-145) Kardeşleri Salih onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemin'dir.
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Siz burada, konfor ve güven içinde kendi rahatınıza bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?
E tutrakune fi ma hahuna aminin.
(147-148) Bağlarda, bahçelerde, pınarların başında, ekinler, bostanlar, dalları kırılacak derecede yüklü salkımları sarkan hurmalıklar içinde devamlı kalacağınızı mı sanıyorsunuz?
Fi cennatin ve uyun.
(147-148) Bağlarda, bahçelerde, pınarların başında, ekinler, bostanlar, dalları kırılacak derecede yüklü salkımları sarkan hurmalıklar içinde devamlı kalacağınızı mı sanıyorsunuz?
Ve zuruın ve nahlin tal'uha hedim.
Böyle düşündüğünüz için mi dağlarda ince bir sanat eseri lüks villalar yontuyorsunuz?
Ve tenhıtune minel cibali buyuten farihin.
(150-152) Artık Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan, düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın.
Fettekullahe ve etiun.
(150-152) Artık Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan, düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın.
Ve la tutiu emral musrifin.
(150-152) Artık Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Sakın işi gücü dünyada fesat çıkarıp nizamı bozmak olan, düzeltme için ise hiç bir gayretleri bulunmayan o haddi aşanların isteklerine uymayın.
Ellezine yufsidune fil ardı ve la yuslihun.
(153-154) "Sen" dediler, "bir sihirin etkisine kapılmışlardan birisin. Hem bize hiçbir üstünlüğün yok, bizim gibi bir insansın. Yok eğer böyle değil de, iddianda doğru isen mucize göster bize!"
Kalu innema ente minel musahharin.
(153-154) "Sen" dediler, "bir sihirin etkisine kapılmışlardan birisin. Hem bize hiçbir üstünlüğün yok, bizim gibi bir insansın. Yok eğer böyle değil de, iddianda doğru isen mucize göster bize!"
Ma ente illa beşerun misluna, fe'ti bi ayetin in kunte mines sadikin.
(155-156) Salih: "İşte mucize, şu dişi deve! Nöbetleşe olarak, kuyudan bir onun içme sırası, belirli günde de sizin içme sıranız olsun. Sakın ona fenalık dokundurayım demeyin, yoksa sizi müthiş bir günün azabı bastırıverir." dedi.
Kale hazihi nakatun leha şirbun ve lekum şirbu yevmin ma'lum.
(155-156) Salih: "İşte mucize, şu dişi deve! Nöbetleşe olarak, kuyudan bir onun içme sırası, belirli günde de sizin içme sıranız olsun. Sakın ona fenalık dokundurayım demeyin, yoksa sizi müthiş bir günün azabı bastırıverir." dedi.
Ve la temessuha bi suin fe ye'huzekum azabu yevmin azim.
Derken, deveyi boğazladılar, ama çok geçmeden yaptıklarına pişman oldular.
Fe akaruha fe asbahu nadimin.
Çünkü bildirilen azap onları bastırıverdi. Elbette bunda alınacak ibret vardı. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
Fe ehazehumul azab, inne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Lut halkı da elçileri yalancı saydı.
Kezzebet kavmu lutınil murselin.
(161-164) Kardeşleri Lut onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
İz kale lehum ehuhum lutun e la tettekun.
(161-164) Kardeşleri Lut onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
İnni lekum resulun emin.
(161-164) Kardeşleri Lut onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
Fettekullahe ve etiun.
(161-164) Kardeşleri Lut onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin! Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan ancak Rabbülalemindir.
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
(165-166) Neden siz bütün insanlardan sadece erkeklere şehvetle varıyorsunuz? Neden Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da bu işi yapıyorsunuz? Siz hakikaten iyice azmış bir toplumsunuz."
E te'tunez zukrane minel alemin.
(165-166) Neden siz bütün insanlardan sadece erkeklere şehvetle varıyorsunuz? Neden Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıp da bu işi yapıyorsunuz? Siz hakikaten iyice azmış bir toplumsunuz."
Ve tezerune ma halaka lekum rabbukum min ezvacikum, bel entum kavmun adun.
"Bizi dinle Lut!" dediler, "Bu söylediklerine son vermezsen mutlaka yurt dışına sürüleceksin.
Kalu le in lem tentehi ya lutu le tekunenne minel muhracin.
(168-169) "Ben" dedi, "Sizin yaptığınız bu işten nefret ediyorum. Beni ve bana tabi olanları, onların yaptıkları kötülüğün cezasından ve onların her türlü şerrinden Sen kurtar ya Rabbi!"
Kale inni li amelikum minel kalin.
(168-169) "Ben" dedi, "Sizin yaptığınız bu işten nefret ediyorum. Beni ve bana tabi olanları, onların yaptıkları kötülüğün cezasından ve onların her türlü şerrinden Sen kurtar ya Rabbi!"
Rabbi neccini ve ehli mimma ya'melun.
Biz de onu ve ona uyanları tamamen kurtardık.
Fe necceynahu ve ehlehu ecmain.
Yalnız bir kocakarı geride kalıp helak edilenler arasında oldu.
İlla acuzen fil gabirin.
Üzerlerine öyle helak eden bir yağmur yağdırdık ki sorma! Uyarılanların başına yağan musibet ne fena idi!
Ve emtarna aleyhim matara, fe sae matarul munzerin.
Elbette bunda alınacak ibret vardır. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş merhamet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Eyke halkı da resulleri yalancı saydı.
Kezzebe ashabul eyketil murselin.
(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülalemin'dir."
İz kale lehum şuaybun e la tettekun.
(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülalemin'dir."
İnni lekum resulun emin.
(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülalemin'dir."
Fettekullahe ve etiun.
(177-180) Şuayb onlara şöyle dedi: "Hala inkar ve isyandan sakınmayacak mısınız? Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Öyleyse Allah'a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Bu hizmetten ötürü sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan, ancak Rabbülalemin'dir."
Ve ma es'elukum aleyhi min ecr, in ecriye illa ala rabbil alemin.
Ölçeği, tam ölçün de eksik ölçüp hak yiyenlerden olmayın.
Evful keyle ve la tekunu minel muhsirin.
(182-183) Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın. Ülkede bozgunculuk yaparak nizamı bozmayın!
Vezinu bil kıstasil mustekim.
(182-183) Doğru terazi ile tartın, halkın hakkından bir şey kısmayın. Ülkede bozgunculuk yaparak nizamı bozmayın!
Ve la tebhasun nase eşyaehum ve la ta'sev fil ardı mufsidin.
"Sizi de sizden önceki nesilleri de yaratan Rabbinize karşı gelmekten sakının."
Vettekullezi halakakum vel cibilletel evvelin.
"Sen" dediler, "bir sihirin etkisine kapılmışsın.
Kalu innema ente minel musahharin.
Bize hiç bir üstünlüğün yok, sen de bizim gibi bir insansın. Doğrusu, biz seni yalancılardan sanıyoruz.
Ve ma ente illa beşerun misluna ve in nazunnuke le minel kazibin.
Eğer peygamberlik iddiasında doğru isen haydi gökten üstümüze bir parça düşür, üstümüze azap indir."
Fe eskıt aleyna kisefen mines semai in kunte mines sadıkin.
Şuayb: "Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi biliyor." dedi.
Kale rabbi a'lemu bi ma ta'melun.
Hasılı onu yalancı saydılar. Bunun üzerine o gölge gününün azabı onları bastırıverdi. Gerçekten o, müthiş bir günün azabı idi.
Fe kezzebuhu fe ehazehum azabu yevmiz zulleh, innehu kane azabe yevmin azim.
Elbette bunda alınacak ibret vardır. Fakat onların ekserisi ders alıp da iman etmezler.
İnne fi zalike le ayeh, ve ma kane ekseruhum mu'minin.
Ama Senin Rabbin aziz ve rahimdir (mutlak galiptir, geniş rahmet sahibidir).
Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim.
Elbette bu Kur'an, Rabbülalemin'in indirdiği bir kitaptır.
Ve innehu le tenzilu rabbil alemin.
(193-195) Onu Ruhu'l-emin, uyaran nebilerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.
Nezele bihir ruhul emin.
(193-195) Onu Ruhu'l-emin, uyaran nebilerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.
Ala kalbike li tekune minel munzirin.
(193-195) Onu Ruhu'l-emin, uyaran nebilerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir.
Bi lisanin arabiyyin mubin.
Bu Kur'an'a, elbette öncekilerin kitaplarında da işaret edilmişti.
Ve innehu lefi zuburil evvelin.
İsrailoğullarından bilginlerin onu bilmeleri, onlar için bir delil değil midir?
E ve lem yekun lehum ayeten en ya'lemehu ulemau beni israil.
(198-199) Eğer Biz Kur'an'ı arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Ve lev nezzelnahu ala ba'dıl a'cemin.
(198-199) Eğer Biz Kur'an'ı arap olmayanlardan birine indirseydik de onu kendilerine okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
Fe karaehu aleyhim ma kanu bihi mu'minin.
(200-201) İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kafirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.
Kezalike seleknahu fi kulubil mucrimin.
(200-201) İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kafirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.
La yu'minune bihi hatta yeravul azabel elim.
İşte bu azap, kendilerine ansızın gelir ki, onlar hiç farkında olmazlar.
Fe ye'tiyehum bagteten ve hum la yeş'urun.
İşte o zaman: "Acaba, bize, azıcık olsun, bir mühlet verilir mi" derler.
Fe yekulu hel nahnu munzarun.
Hala, onlar Bizim azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar.
E fe bi azabina yesta'cilun.
(205-207) Ne dersin? Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?
E fe raeyte in metta'nahum sinin.
(205-207) Ne dersin? Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?
Summe caehum ma kanu yuadun.
(205-207) Ne dersin? Onları yıllarca yaşatsak da, sonra tehdit edildikleri o azap başlarına gelse, onca seneler yaşayıp zevklenmeleri kendilerini kurtarabilir mi?
Ma agna anhum ma kanu yumetteun.
Biz hiç bir ülkeyi, uyarıcıları gelmeden imha etmedik.
Ve ma ehlekna min karyetin illa leha munzirun.
Öğüt verilip hatırlatma yapılmıştır. Biz hiçbir zaman zalim olmadık.
Zikra, ve ma kunna zalimin.
Kur'an'ı asla şeytanlar indirmiş değildir.
Ve ma tenezzelet bihiş şeyatin.
Bu, onların yapacağı iş değildir! Hem isteseler de buna güçleri yetmez!
Ve ma yenbagi lehum ve ma yestetiun.
Çünkü onlar vahyi işitmekten kesinlikle menedilmişlerdir.
İnnehum anis sem'i le ma'zulun.
Öyleyse sakın, Allah ile beraber başka tanrıya yalvarma, sonra azaba maruz kalanlardan olursun.
Fe la ted'u meallahi ilahen ahara fe tekune minel muazzebin.
Önce en yakın akrabalarını uyar!
Ve enzir aşiretekel akrebin.
Sana tabi olan müminlere kol kanat ger!
Vahfıd cenahake li menittebeake minel mu'minin.
Bununla beraber akrabalarından sana isyan edenlere "Ben sizin yaptıklarınızdan beriyim." de!
Fe in asavke fe kul inni beriun mimma ta'melun.
Sen o aziz-u rahime (o mutlak galip ve geniş rahmet sahibine) güvenip dayan.
Ve tevekkel alel azizir rahim.
(218-220) Sen yolunda kaim olurken, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O'dur.
Ellezi yerake hine tekum.
(218-220) Sen yolunda kaim olurken, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O'dur.
Ve tekallubeke fis sacidin.
(218-220) Sen yolunda kaim olurken, namaza dururken de, O seni elbette görüyor. Secde edenler, ibadet edenler arasında dolaşmalarını da görüyor. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O'dur.
İnnehu huves semiul alim.
(Şeytanlardan bahsediyorlar) şeytanların asıl kime indiğini bildireyim mi?
Hel unebbiukum ala men tenezzeluş şeyatin.
Onlar yalan ve iftiraya, günaha düşkün kimselere inerler.
Tenezzelu ala kulli effakin esim.
Çünkü o iftiracılar şeytanlara kulak verirler, esasen onların çoğu yalancıdırlar.
Yulkunes sem'a ve ekseruhum kazibun.
Şairler var ya, bunların peşine de sapkınlarla çapkınlar düşer!
Veş şuarau yettebiuhumul gavun.
(225-226) Görmez misin onlar her vadide sözcüklerin, hayallerin peşinde dolaşır ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
E lem tera ennehum fi kulli vadin yehimun.
(225-226) Görmez misin onlar her vadide sözcüklerin, hayallerin peşinde dolaşır ve yapmayacakları şeyleri söylerler.
Ve ennehum yekulune ma la yef'alun.
Ancak iman edip, güzel ve makbul işler yapanlar, Allah'ı çok zikredip ananlar ve zulme maruz kaldıktan sonra haklarını savunanlar müstesna. Zalimler de nasıl bir inkılab ile devrileceklerini, yakında öğrenirler.
İllellezine amenu ve amilus salihati ve zekerullahe kesiran ventesaru min ba'di ma zulimu, ve se ya'lemullezine zalemu eyye munkalebin yenkalibun.