سورة الصافات

37. Saffat suresi

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Yemin ederim o saf saf dizilenlere,

وَالصَّٓافَّاتِ صَفاًّۙ

Ves saffati saffa.

Sevk-u idare edip menedenlere,

فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراًۙ

Fez zacirati zecra.

Kitap okuyanlara ki

فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراًۙ

Fet taliyati zikra.

Sizin ilahınız bir tek İlahtır.

اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ

İnne ilahekum le vahıd.

O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasında olan bütün varlıkların, hem de Güneş'in bütün doğuş yerlerinin Rabbidir.

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ

Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma ve rabbul meşarık.

Biz yere en yakın semayı yıldızlarla süsledik.

اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْـكَوَاكِبِۙ

İnna zeyyennes semaed dunya bi ziynetinil kevakib.

Ve orayı her türlü şeytandan koruduk.

وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ

Ve hıfzan min kulli şeytanin marid.

Onlar Mele-i Ala'ya yükselip dinleyemezler ve her taraftan bombardımana tutulurlar.

لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَأِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ

La yessemmeune ilel meleil a'la ve yukzefune minkulli canib.

Dinlemeye kalksalar kovulup atılırlar. Hem onlar için devamlı bir azap vardır.

دُحُوراً وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ

Duhuran ve lehum azabun vasib.

Ne var ki içlerinden birisi bir söz kırıntısı kapmayı başarırsa, derhal yakıcı ve delici bir ışın onu kovalar.

اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

İlla men hatıfel hatfete fe etbeahu şihabun sakib.

Onlara bir sor bakalım: Kendileri mi yaratılışça daha güçlü kuvvetli, yoksa Bizim diğer yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, yapışkan bir çamurdan yarattık.

فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقاً اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ

Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halakna, inna halaknahum min tinin lazib.

Ne var ki sen onların haşri inkar etmelerine şaşırıyorsun, onlar ise seninle alay ederler.

بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ

Bel acibte ve yesharun.

Kendilerine nasihat edildiğinde uyarmaları dikkate almazlar.

وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ

Ve iza zukkiru la yezkurun.

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mucize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"

وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ

Ve iza raev ayeten yesteshırun.

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mucize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"

وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ

Ve kalu in haza illa sihrun mubin.

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mucize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ

E iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le meb'usun.

(14-17) Gerçeği gösteren bir delil veya bir mucize görseler, başkalarını da onunla alay etmeye çağırır ve "Bu, derler, besbelli bir sihir! Demek biz öldükten, hem de çürümüş kemik ve toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilecek mişiz! Gelmiş geçmiş babalarımız ve dedelerimiz de mi dirilecekler!"

اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ

E ve abaunel evvelun.

De ki: "Evet, diriltilecek, hem de zelil ve perişan bir vaziyette diriltileceksiniz!"

قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ

Kul neam ve entum dahırun.

Bu iş için sadece bir tek emir yeter! Bir de bakarsınız ki hepsi dirilmiş, etraflarına bakınıyorlar.

فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ

Fe innema hiye zecretun vahıdetun fe iza hum yenzurun.

"Eyvah, bize!" derler, "İşte bize bahsedilen hesap günü!"

وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ

Ve kalu ya veylena haza yevmud din.

Melekler de: "Evet, evet bu, sizin yalan saydığınız hüküm günüdür!" derler.

هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟

Haza yevmul faslillezi kuntum bihi tukezzibun.

(22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: "O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah'tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!"

اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ

Uhşurullezine zalemu ve ezvacehum ve ma kanu ya'budun.

(22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: "O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah'tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!"

مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ

Min dunillahi fehduhum ila sıratıl cahim.

(22-24) Yüce Allah meleklere şöyle emreder: "O zalim müşrikleri, yoldaşlarını ve Allah'tan başka putlaştırdıkları nesneleri toplayın ve hepsini doğru cehenneme sevk edin! Hem tutuklayın onları, çünkü sorguya çekilecekler!"

وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ

Vakıfuhum innehum mes'ulun.

Ne oldu size, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?

مَا لَـكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Ma lekum la tenasarun.

Doğrusu bugün onlar birbirini yardımdan mahrum bırakıp azaba teslim etmişler, acz içinde kıvranmaktadırlar.

بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Bel humul yevme musteslimun.

Birbirlerine dönüp itham ederek karşılıklı soru yöneltirler.

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ

Ve akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.

Tabi olanlar önderlerine: "Siz, derler, bize (en çok önem verdiğimiz taraftan), sağ cihetten gelir, ısrarla size tabi olmamızı isterdiniz?"

قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ

Kalu innekum kuntum te'tunena anil yemin.

(29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir güruh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."

قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ

Kalu bel lem tekunu mu'minin.

(29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir güruh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."

وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْماً طَاغ۪ينَ

Ve ma kane lena aleykum min sultan, bel kuntum kavmen tagin.

(29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir güruh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."

فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ

Fe hakka aleyna kavlu rabbina inna le zaıkun.

(29-32) "Hayır, bilakis! derler öbürleri, siz zaten iman eden kimseler değildiniz. Hem bizim, sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu ki! Bilakis, siz azgın bir güruh idiniz!" "Ne dersek boş! Artık Rabbimizin azap hükmü hakkımızda kesinleşti. Biz hak ettiğimiz cezayı mutlaka tadacağız. Evet, sizi biz kışkırttık, çünkü biz de azmış durumdaydık."

فَاَغْوَيْنَا‌كُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ

Fe agveynakum inna kunna gavin.

O halde o gün hepsi azap çekmekte müşterektirler.

فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Fe innehum yevme izin fil azabi muşterikun.

İşte Biz suçlulara böyle davranırız.

اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ

İnna kezalike nef'alu bil mucrimin.

(35-36) Çünkü onlara "Allah'tan başka ilah yok!" denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: "Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?" derlerdi.

اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ

İnnehum kanu iza kile lehum la ilahe illallahu yestekbirun.

(35-36) Çünkü onlara "Allah'tan başka ilah yok!" denildiğinde, kibirlenip kafa tutarlar ve: "Deli bir şairin sözüne bakarak hiç biz ilahlarımızı bırakır mıyız, olacak iş mi bu?" derlerdi.

وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ

Ve yekulune e inna le tariku alihetina li şairin mecnun.

Hayır! o deli değildir. O size gerçeğin ta kendisini getiren ve bütün peygamberleri tasdik eden bir resuldür.

بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ

Bel cae bil hakkı ve saddakal murselin.

(38-39) Siz yarın ahirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).

اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ

İnnekum le zaikul azabil elim.

(38-39) Siz yarın ahirette elbette o acı azabı tadacaksınız. Ama aslında siz sadece yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz (yoksa size bundan fazla bir azap verilmeyecek).

وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ

Ve ma tuczevne illa ma kuntum ta'melun.

(Lakin Allah'ın) ihlasa erdirdiği kulları, yaptıklarının mükafatını, kat kat fazlasıyla alacaklardır.

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

İlla ibadallahil muhlesin.

(41-42) Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ

Ulaike lehum rizkun ma'lum.

(41-42) Onların, tarife hacet olmayan, her yönden mükemmel bir nasipleri vardır, onlara meyveler vardır. Ve onlar hep izzet ve ikramla ağırlanırlar.

فَوَا‌كِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ

Fevakih, ve hum mukremun.

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ

Fi cennatin naim.

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ

Ala sururin mutekabilin.

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ

Yutafu aleyhim bi ke'sin min main.

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ

Beydae lezzetin liş şaribin.

(43-47) Naim cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde otururlar. Kaynağından taze doldurulmuş, berrak mı berrak, içenlere pek hoş gelen, içinde zararlı ve sersemletici şey olmayan, sarhoş da etmeyen içecekler, dolu dolu kadehlerle etraflarında fır dönen hizmetçiler tarafından ikram edilir.

لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ

La fiha gavlun ve la hum anha yunzefun.

(48-49) Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.

وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ

Ve indehum kasıratut tarfı in.

(48-49) Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacaktır.

كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ

Ke enne hunne beydun meknun.

Birbirleriyle sohbete girerler.

فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ

Fe akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.

(51-53) Derken biri der ki: "Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli "Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?"

قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ

Kale kailun minhum inni kane li karin.

(51-53) Derken biri der ki: "Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli "Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?"

يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ

Yekulu e inneke le minel musaddikin.

(51-53) Derken biri der ki: "Sahi, benim de yakın bir arkadaşım vardı. Yanıma gelir, iğneli iğneli "Sen de mi, derdi, bu masala inananlar arasında yer alıyorsun? Yani biz ölüp çürümüş kemik, toz toprak haline geldikten sonra, biz mi dirilip hesap vereceğiz, buna da inanılır mı?"

ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ

E iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le medinun.

(54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helake sürükleyecektin! Rabbimin hidayet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"

قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ

Kale hel entum muttaliun.

(54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helake sürükleyecektin! Rabbimin hidayet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"

فَاطَّـلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ

Fettalea fe reahu fi sevail cahim.

(54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helake sürükleyecektin! Rabbimin hidayet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"

قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ

Kale tallahi in kidte le turdin.

(54-57) "Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?" Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. "Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helake sürükleyecektin! Rabbimin hidayet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!"

وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ

Ve lev la ni'metu rabbi le kuntu minel muhdarin.

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"

اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ

E fe ma nahnu bi meyyitin.

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"

اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ

İlla mevtetenel ula ve ma nahnu bi muazzebin.

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ

İnne haza le huvel fevzul azim.

(58-61) Sonra cennetteki arkadaşlarına dönerek: "O ilk ölümümüzden sonra artık bize burada ölüm olmayacak değil mi, o azap bize hiç ulaşmayacak değil mi? Ne güzel! Şükürler olsun! İşte kurtuluş, işte büyük başarı diye buna derler. Çalışanlar, asıl, böyle bir başarı elde etmek için çalışsınlar!"

لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

Li misli haza fel ya'melil amilun.

(62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"

اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلاً اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

E zalike hayrun nuzulen em şeceretuz zakkum.

(62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"

اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ

İnna cealnaha fitneten liz zalimin.

(62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"

اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ

İnneha şeceretun tahrucu fi aslil cahim.

(62-65) "Şimdi iyi düşünün!" buyurur Yüce Allah, "Sonuç olarak böylesi bir mutluluk mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir dert ve azap yaptık. O öyle bir ağaçtır ki cehennemin ta dibinden çıkar. Meyveleri, sanki şeytanların başları!"

طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ

Tal'uha ke ennehu ruusuş şeyatin.

İşte o zalimler bunları yer ve karınlarını tıka basa doldururlar.

فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ

Fe innehum le akilune minha fe maliune min hel butun.

Zakkum yemeğinin üstüne, barsakları parçalayan irin karışık kaynar su içerler.

ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْباً مِنْ حَم۪يمٍۚ

Summe inne lehum aleyha le şevben min hamim.

Sonra dönüşleri, şüphesiz ateşe olacaktır.

ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ

Summe inne merciahum le ilel cahim.

Onlar atalarını haktan sapmış durumda buldular.

اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ

İnnehum elfev abaehum dalline.

Bunlar da onların izlerinde koşmaya can atıyorlar.

فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

Fe hum ala asarihim yuhreun.

(71-72) Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı. Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler göndermiştik.

وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ

Ve lekad dalle kablehum ekserul evvelin.

(71-72) Daha önce yaşayan insanların ekserisi de yoldan sapmışlardı. Biz de onları uyarıp gerçeği gösteren peygamberler göndermiştik.

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ

Ve lekad erselna fi him munzirin.

İşte bak ve düşün: O uyarılanların akıbeti nice oldu?

فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ

Fanzur keyfe kane akibetul munzerin.

Ancak, içlerinden Allah'ın imana ve ihlasa muvaffak kıldığı kullar, elçileri dinleyip o kötü akıbetten kurtuldular.

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟

İlla ibadallahil muhlasin.

Nitekim Nuh Bize yalvardı da, Biz onun duasını ne de güzel kabul buyurduk!

وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ

Ve lekad nadana nuhun fe le ni'mel mucibun.

Onu, ailesini ve yanındaki müminleri o müthiş felaketten kurtardık.

وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ

Ve necceynahu ve ehlehu minel kerbil azim.

Hayatta kalıp payidar olmayı da onun soyuna has kıldık.

وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ

Ve cealna zurriyyetehu humul bakin.

Sonraki nesiller içinde de ona iyi bir nam bıraktık:

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ

Ve terekna aleyhi fil ahirin.

"Bütün milletler içinden selam var Nuh'a!"

سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ

Selamun ala nuhın fil alemin.

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

İnna kezalike neczil muhsinin.

Gerçekten o, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

İnnehu min ibadinel mu'minin.

Sonra da öbürlerini, o zalim kafirleri suda boğduk.

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ

Summe agraknel aharin.

İbrahim de, şüphesiz onun taraftarlarından biriydi.

وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ

Ve inne min şiatihi le ibrahim.

O, Rabbine tertemiz bir kalb ile yöneldi.

اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ

İz cae rabbehu bi kalbin selim.

(85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah'tan başka mabud arıyorsunuz! Siz Rabbülalemin'i ne zannediyorsunuz?"

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ

İz kale li ebihi ve kavmihi maza ta'budun.

(85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah'tan başka mabud arıyorsunuz! Siz Rabbülalemin'i ne zannediyorsunuz?"

اَئِفْكاً اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ

E ifken aliheten dunallahi turidun.

(85-87) Babasına ve halkına şöyle dedi: "Nedir bu tapındığınız nesneler? İlle de bir iftira, bir yalan olsun diye mi Allah'tan başka mabud arıyorsunuz! Siz Rabbülalemin'i ne zannediyorsunuz?"

فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Fe ma zannukum bi rabbil alemin.

(88-89) Bir bayram günü, İbrahim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: "Ben, galiba hastayım!" dedi.

فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ

Fe nazara nazraten fin nucum.

(88-89) Bir bayram günü, İbrahim halkın içinde iken yıldızlara bir göz atıp: "Ben, galiba hastayım!" dedi.

فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ

Fe kale inni sakim.

Derhal onun yanından uzaklaştılar.

فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ

Fe tevellev anhu mudbirin.

(91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: "Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?" "Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?" dedi.

فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ

Feraga ila alihetihim fe kale e la te'kulun.

(91-92) O da çaktırmadan putların yanına sokuldu. Onlara takdim edilmiş öylece duran yemekleri görünce: "Buyursanıza, neden yemiyorsunuz?" "Neyiniz var, neden konuşmuyorsunuz?" dedi.

مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ

Ma lekum la tentıkun.

Hiddetini tutamıyarak iyice yaklaşıp putlara kuvvetli bir darbe indirdi.

فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْباً بِالْيَم۪ينِ

Feraga aleyhim darben bil yemin.

Bunu haber alan halk telaşla ve sür'atle onun yanına gittiler.

فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Fe akbelu ileyhi yeziffun.

(95-96) O da: "A! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah'tır." dedi.

قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ

Kale e ta'budune ma tenhıtun.

(95-96) O da: "A! Siz ellerinizle yonttuğunuz bu heykellere mi tapıyorsunuz? Halbuki sizi de yaptığınız şeyleri de yaratan Yüce Allah'tır." dedi.

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Vallahu halakakum ve ma ta'melun.

Sonunda: "Haydin, dediler, onun için bir odun yığını hazırlayın da onu ateşin içine atın!."

قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَاناً فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ

Kalubnu lehu bunyanen fe elkuhu fil cahim.

Ona tuzak hazırlamak istediler, ama Biz heveslerini kursaklarında bıraktık. Asıl kendilerini perişan ettik.

فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْداً فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ

Fe eradu bihi keyden fe cealna humul esfelin.

İbrahim dedi ki: "Ben, Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum, O elbet bana yol gösterecektir."

وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ

Ve kale inni zahibun ila rabbi seyehdin.

"Ya Rabbi, salih evlatlar lütfet bana!"

رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ

Rabbi heb li mines salihin.

Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.

فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ

Fe beşşernahu bi gulamin halim.

Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: "Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!" Oğlu: "Babacığım! dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah'ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!".

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ

Fe lemma belega meahus sa'ye kale ya buneyye inni era fil menami enni ezbehuke fanzur maza tera, kale ya ebetif'al ma tu'meru seteciduni inşaallahu mines sabirin.

(103-105) Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup, İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrahim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ

Fe lemma eslema ve tellehu lil cebin.

(103-105) Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup, İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrahim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ

Ve nadeynahu en ya ibrahim.

(103-105) Her ikisi de Allah'ın emrine teslim olup, İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırıp, Biz de ona: "İbrahim! Rüyanın gereğini yerine getirdin (onu kurban etmekten seni muaf tuttuk)" deyince (onları büyük bir sevinç kapladı). Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

Kad saddakter ru'ya, inna kezalike neczil muhsinin.

Bu, gerçekten pek büyük bir imtihandı.

اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُا الْمُب۪ينُ

İnne haza le huvel belaul mubin.

Oğluna bedel ona büyük bir kurbanlık verdik.

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ

Ve fedeynahu bi zibhın azim.

Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık ki o da, bütün milletler tarafından şöyle denilmesidir:

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ

Ve terekna aleyhi fil ahirin.

"Selam olsun İbrahim'e!"

سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ

Selamun ala ibrahim.

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

Kezalike neczil muhsinin.

Gerçekten o Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

İnnehu min ibadinel mu'minin.

Biz de ona, salih kişilerden, üstelik peygamber olacak bir evladı, İshak'ı müjdeledik.

وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِياًّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ

Ve beşşernahu bi ishaka nebiyyen mines salihin.

Kendisine de İshak'a da feyiz ve bereketler verdik. Onların neslinden gelenler arasında iyi davranan da var, kendi nefsine açıkça zulmeden de!

وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟

Ve barekna aleyhi ve ala ishak, ve min zurriyyetihima muhsinun ve zalimun li nefsihi mubin.

Biz Musa ile Harun'a da nübüvvet vererek ihsanda bulunduk.

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ

Ve lekad menenna ala musa ve harun.

Onları da, milletlerini de müthiş bir gaileden kurtardık.

وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ

Ve necceyna huma ve kavme huma minel kerbil azim.

Hem onlara yardım ettik de, galip gelenler onlar oldular.

وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ

Ve nasarnahum fe kanu humul galibin.

Kendilerine gerçekleri apaçık gösteren o kitabı verdik.

وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ

Ve ateyna humel kitabel mustebin.

Onları doğru yola ilettik!

وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ

Ve hedeyna humes sıratal mustekim.

Sonraki nesiller içinde onlara da iyi bir nam bıraktık.

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ

Ve terekna aleyhima fil ahirin.

"Selam olsun Musa ile Harun'a"

سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ

Selamun ala musa ve harun.

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

İnna kezalike neczil muhsinin.

Gerçekten onlar, Bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

İnne huma min ibadinel mu'minin.

İlyas da şüphesiz resullerdendi.

وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

Ve inne ilyase le minel murselin.

(124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hala şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hala Ba'l'e tapmaya mı devam edeceksiniz?"

اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ

İz kale li kavmihi e la tettekun.

(124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hala şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hala Ba'l'e tapmaya mı devam edeceksiniz?"

اَتَدْعُونَ بَعْلاً وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ

Eted'une ba'len ve tezerune ahsenel halikin.

(124-126) Hani o halkına şöyle demişti: "Siz hala şirkten ve günahlardan sakınmayacak mısınız? Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı, o Mükemmel Yaradanı bırakıp hala Ba'l'e tapmaya mı devam edeceksiniz?"

اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ

Allahe rabbekum ve rabbe abaikumul evvelin.

Fakat bunlar onu yalancı saydılar. Bundan ötürü de, onlar tutuklanıp hesap günü mutlaka yargılanacak ve cehenneme götürüleceklerdir.

فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ

Fe kezzebuhu fe inne hum le muhdarun.

Ancak Allah'ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz.

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

İlla ibadallahil muhlasin.

(129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. "Selam olsun İlyas'a!"

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ

Ve terekna aleyhi fil ahirin.

(129-130) Sonraki nesiller içinde ona da iyi bir nam bıraktık. "Selam olsun İlyas'a!"

سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاس۪ينَ

Selamun ala ilyasin.

Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!

اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

İnna kezalike neczil muhsinin.

Gerçekten o bizim tam inanmış has kullarımızdandı.

اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ

İnnehu min ibadinel mu'minin.

Lut da şüphesiz, resullerdendi.

وَاِنَّ لُوطاً لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

Ve inne lutan le minel murselin.

(134-135) Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.

اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَـهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ

İz necceynahu ve ehlehu ecmain.

(134-135) Onun suçlu kentini cezalandırırken, geride kalanlar arasında yer alan yaşlı eşi hariç, kendisini ve ailesini kurtardık.

اِلَّا عَجُوزاً فِي الْغَابِر۪ينَ

İlla acuzen fil gabirin.

Sonra da ötekileri imha ettik.

ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ

Summe demmernel aharin.

(137-138) Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ

Ve innekum le temurrune aleyhim musbihin.

(137-138) Siz de sabah akşam onların diyarlarına uğrarsınız. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟

Ve bil leyl, e fe la ta'kılun.

Yunus da şüphesiz resullerdendi.

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

Ve inne yunuse le minel murselin.

Hani o, Rabbinden izinsiz kaçıp yolcusunu doldurmuş gemiye kendini atmıştı.

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ

İz ebeka ilel fulkil meşhun.

Kur'a çekmiş, kur'ada kaybedenlerden olunca denize atılmıştı.

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ

Fe saheme fe kane minel mudhadin.

O yaptığından ötürü pişman bir vaziyette iken balık onu yutuverdi.

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ

Feltekamehul hutu ve huve mulim.

(143-144) Şayet Allah'ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, ta mahşere kadar onun karnında kalırdı.

فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ

Fe lev la ennehu kane minel musebbihin.

(143-144) Şayet Allah'ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, ta mahşere kadar onun karnında kalırdı.

لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Le lebise fi batnihi ila yevmi yub'asun.

Derken Biz onu ağaçsız çıplak bir sahile attık, o bitkin bir halde idi.

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ

Fe nebeznahu bil arai ve huve sakim.

Üzerine gölge yapması için, orada asma kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.

وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ

Ve enbetna aleyhi şecereten min yaktin.

Biz onu yüz bin nüfuslu bir şehre göndermiştik, hatta gittikçe nüfusları artıyordu da.

وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ

Ve erselnahu ila mieti elfin ev yezidun.

Yunus onları tekrar hakka çağırınca, bu sefer iman ettiler. Biz de belirli bir süreye kadar onları hayattan istifade ettirdik.

فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ

Fe amenu fe metta'nahum ila hin.

Onlara (Mekkelilere) sor bakalım: (hala şirklerine devam edip) kız evlatları senin Rabbine, erkek evlatları da kendilerine mi isnad edecekler?

فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ

Festeftihim e li rabbikel benatu ve lehumul benun.

Yoksa Biz melekleri dişi yaratmışız da onlar buna şahit mi olmuşlar?

اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثاً وَهُمْ شَاهِدُونَ

Em halaknel melaikete inasen ve hum şahidun.

(151-152) Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek "Allah doğurdu" derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.

اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ

E la innehum min ifkihim le yekulun.

(151-152) Haberiniz olsun ki onlar sırf iftira ederek "Allah doğurdu" derler. Onlar yalancıların ta kendileridirler.

وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

Veledallahu ve innehum le kazibun.

Allah kızları oğullara tercih mi etmiş?

اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ

Astafel benati alel benin.

Ne olmuş size, aklınızı mı kaybettiniz? Ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle!

مَا لَـكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

Ma lekum, keyfe tahkumun.

Hala düşünüp Allah'ın bundan münezzeh olduğunu anlamayacak mısınız?

اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ

E fe la tezekkerun.

Ne o, yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?

اَمْ لَـكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ

Em lekum sultanun mubin.

Eğer iddianızda tutarlı iseniz getirin o kitabınızı!

فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

Fe'tu bi kitabikum in kuntum sadikin.

Bir de tutup Allah ile melekler arasında bir soy bağı uydurdular! Ama o melekler, bunu iddia eden müşriklerin yargılanıp cehenneme tıkılacaklarını pek iyi bilirler.

وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَباًۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ

Ve cealu beynehu ve beynel cinneti neseba, ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarun.

Ve şöyle derler: "Allah onların iddia ettikleri şeylerden münezzehtir, çok yücedir."

سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ

Subhanallahi amma yasifun.

Ancak Allah'ın ihlasa erdirdiği kulları böyle olmaz, cehenneme götürülmezler.

اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

İlla ibadallahil muhlasin.

(161-163) "Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah'tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah'a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz."

فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ

Fe innekum ve ma ta'budun.

(161-163) "Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah'tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah'a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz."

مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ

Ma entum aleyhi bi fatinin.

(161-163) "Ey müşrikler! Ne siz, ne de sizin Allah'tan başka ibadet ettikleriniz, -ille de cehenneme girmek isteyen kimseler hariç- Allah'a yönelmek isteyen herhangi bir kulu yoldan çıkaracak bir kuvvete sahip değilsiniz."

اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ

İlla men huve salil cahim.

"Bizim her birimizin belli bir makamı ve yeri vardır.

وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ

Ve ma minna illa lehu makamun ma'lum.

Saf saf dizilenler biziz.

وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ

Ve inna le nahnus saffun.

Allah'ı zikredip O'nu tenzih edenler biziz."

وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

Ve inna le nahnul musebbihun.

(167-169) Müşrikler önceleri: "Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah'a ibadet eden halis kullarından olurduk."

وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ

Ve in kanu le yekulun.

(167-169) Müşrikler önceleri: "Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah'a ibadet eden halis kullarından olurduk."

لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْراً مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ

Lev enne indena zikren minel evvelin.

(167-169) Müşrikler önceleri: "Eğer, derlerdi, daha önceki milletlere verilen kitap gibi bir kitap bizde de olsaydı, Biz de yalnız Allah'a ibadet eden halis kullarından olurduk."

لَـكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ

Le kunna ibadallahil muhlasin.

Ama şimdi onu red ve inkar ettiler fakat yakında öğrenirler!

فَـكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

Fe keferu bih, fe sevfe ya'lemun.

(171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.

وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ

Ve lekad sebekat kelimetuna li ibadinel murselin.

(171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.

اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ

İnnehum le humul mensurun.

(171-173) Şu kesindir ki, Biz resul olarak gönderdiğimiz kullarımıza söz verdik ki onlar yardımımıza mazhar olacaklar ve Bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.

وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

Ve inne cundena le humul galibun.

Artık bir süre sen onlardan uzak dur!

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ

Fe tevelle anhum hatta hin.

Onları gözetle! Zaten kendileri de başlarına geleceği yakında göreceklerdir.

وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ve ebsirhum fe sevfe yubsirun.

Şimdi onlar azabımızın çarçabuk başlarına gelmesini gerçekten istiyorlar mı?

اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

E fe bi azabina yesta'cilun.

Eğer öyleyse, şunu bilsinler ki, azap onların yurtlarına inerse, o uyarılıp da yola gelmeyenlerin varacakları sabah çok fena bir sabah olacaktır!

فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ

Fe iza nezele bisahatihim fe sae sabahul munzerin.

Artık sen bir süre onlardan uzak dur.

وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ

Ve tevelle anhum hatta hin.

Başlarına inecek azabı gözetle! Zaten kendileri de yakında gerçeği göreceklerdir.

وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

Ve ebsir fe sevfe yubsirun.

(180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler alemlerin Rabbi Allah'adır.

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ

Subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun.

(180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler alemlerin Rabbi Allah'adır.

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ

Ve selamun alel murselin.

(180-182) İzzet ve kudret Rabbi olan senin Rabbin, onların bütün batıl iddialarından münezzehtir, yücedir. Selam bütün peygamberleredir. Bütün hamdler alemlerin Rabbi Allah'adır.

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Vel hamdu lillahi rabbil alemin.