Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla
Bismillahir rahmanir rahim.
Sad. Bu şanlı şerefli Kur'an hakkı için:
Sad, vel kur'ani ziz zikr.
(Kafirler) Bu Kur'an'ı onda şüpheye yer verecek herhangi bir taraf olduğundan değil, ama asıl kendileri Allah'a karşı kibir ve muhalefet taşıdıkları için inkar ediyorlar.
Belillezine keferu fi ızzetin ve şikak.
Biz onlardan önce nice nesilleri silip süpürdük. O zaman ne çığlıklar, ne feryatlar kopardılar! Ama kurtuluş zamanı çoktan geçmişti!
Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hine menas.
(4-5) İçlerinden kendilerini uyarıp irşad edecek birinin gelmesine her nedense şaşırdılar ve o kafirler: "Bu bir sihirbaz, bir yalancı! İşte tutmuş bunca ilahı bir tek ilah yapmış! Bu gerçekten şaşılacak, çok tuhaf bir şey!" dediler.
Ve acibu en caehum munzirun minhum ve kalel kafirune haza sahırun kezzab.
(4-5) İçlerinden kendilerini uyarıp irşad edecek birinin gelmesine her nedense şaşırdılar ve o kafirler: "Bu bir sihirbaz, bir yalancı! İşte tutmuş bunca ilahı bir tek ilah yapmış! Bu gerçekten şaşılacak, çok tuhaf bir şey!" dediler.
E cealel alihete ilahen vahıda, inne haza le şey'un ucab.
İçlerinden önde gelen eşraf takımı derhal harekete geçip "Hala mı duruyorsunuz, kalkın yürüyüp gösteri yapın ve ilahlarınız konusunda direnip dayanacağınızı ilan edin! Bu, cidden yapılması gereken bir şeydir!" dediler.
Ventalekal meleu minhum enimşu vasbiru ala alihetikum inne haza le şey'un yurad.
"Doğrusu biz bu tevhid inancını son dinde de görmedik. Bu sırf bir uydurma!"
Ma semi'na bi haza fil milletil ahıreh, in haza illahtilak.
"Biz bu kadar eşraf dururken, kitap gönderilecek bir o mu kalmış!" Hayır, hayır! Onlar Benim buyruklarım hakkında tam bir şüphe içindedirler, doğrusu onlar azabımı henüz tatmadılar.
E unzile aleyhiz zikru min beynina, bel hum fi şekkin min zikri, bel lemma yezuku azab.
O mutlak galip, her nimeti ve özellikle peygamberliği dilediğine ihsan eden Rabbinin rahmet hazineleri yoksa onların mı yanında?
Em indehum hazainu rahmeti rabbikel azizil vehhab.
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında olan varlıkların hakimiyet ve yönetimi onlara mı ait? Haydi, ellerinden geliyorsa sebep ve vasıtalarını temin etsinler de göğe çıksınlar (alemi oradan yönetsin, vahyi de isteklerine göre indirsinler!)
Em lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma, felyerteku fil esbab.
Bunu yapmaları şöyle dursun, onlar birtakım döküntü bölüklerden oluşup buracıkta bozguna uğratılacak bozuk bir ordu!
Cundun ma hunalike mehzumun minel ahzab.
(12-13) Onlardan önce Nuh, Ad toplumları ve ordular sahibi Firavun toplumu da Peygamberleri yalancı saydılar. Semud ve Lut toplumları, Eykeliler de öyle yaptılar. İşte bunlar, peygamberlere karşı toplanan hiziplerdi.
Kezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve fir'avnu zul evtadi.
(12-13) Onlardan önce Nuh, Ad toplumları ve ordular sahibi Firavun toplumu da Peygamberleri yalancı saydılar. Semud ve Lut toplumları, Eykeliler de öyle yaptılar. İşte bunlar, peygamberlere karşı toplanan hiziplerdi.
Ve semudu ve kavmu lutın ve ashabul eykeh, ulaikel ahzab.
Bunların her biri peygamberlere yalancı demiş ve cezalarını hak etmişlerdi.
İn kullun illa kezzeber rusule fe hakka ıkab.
Onların kabirlerden dirilmeleri sadece bir tek çağrıya bakar. Ses yayılır yayılmaz hemen kalkarlar.
Ve ma yanzuru haulai illa sayhaten vahıdeten ma leha min fevak.
Bir de o kafirler alayla şöyle dediler: "Ey bizim Rabbimiz, bizim azap payımızı hesap günü gelmeden çabuklaştır."
Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hisab.
Onlar ne derlerse desinler sen sabret ve güçlü kuvvetli bir kulumuz olan Davud'u hatırla. Çünkü o daima Allah'a yönelirdi.
Isbır ala ma yekulune vezkur abdena davude zel eyd, innehu evvab.
(18-19) Biz sabah akşam kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları, toplu haldeki kuşları onun hizmetine vermiştik. Her biri onun ahengine katılır, beraber zikrederlerdi.
İnna sahharnel cibale meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrak.
(18-19) Biz sabah akşam kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları, toplu haldeki kuşları onun hizmetine vermiştik. Her biri onun ahengine katılır, beraber zikrederlerdi.
Vet tayre mahşureh, kullun lehu evvab.
Biz onun hakimiyetini güçlendirdik, ona hikmet, nübüvvet, isabetli karar verme ve meramını güzelce ifade etme kabiliyeti verdik.
Ve şededna mulkehu ve ateynahul hikmete ve faslel hıtab.
(21-22) O mahkemeleşen hasımların olayından haberin oldu mu? Onlar mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına birden girince o, onlardan ürktü. Onlar da "Korkma! dediler, biz sadece birbirimize hakkı geçen iki davalıyız. Senden dileğimiz: Aramızda adaletle hükmet, haktan uzaklaşma ve bize tam doğruyu göster."
Ve hel etake nebeul hasm, iz tesevverul mihrab.
(21-22) O mahkemeleşen hasımların olayından haberin oldu mu? Onlar mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına birden girince o, onlardan ürktü. Onlar da "Korkma! dediler, biz sadece birbirimize hakkı geçen iki davalıyız. Senden dileğimiz: Aramızda adaletle hükmet, haktan uzaklaşma ve bize tam doğruyu göster."
İz dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf, hasmani bega ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat.
"Benim şu (din) kardeşimin doksan dokuz koyunu var, benimse bir tek koyunum! Böyle iken "onu da bana bırak!" dedi ve çenesiyle beni bastırdı."
İnne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab.
Davud: "Doğrusu, senin tek koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle o sana haksızlık etmiştir. Zaten malda ortak olanların çoğu birbirlerine haksızlık ederler. Ancak gerçekten iman edip makbul ve güzel davranışlarda bulunanlar böyle yapmazlar. Onlar da o kadar azdır ki!" Davud kendisini imtihan ettiğimizi anladı, derhal Rabbinden mağfiret diledi, eğilip secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.
Kale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih, ve inne kesiren minel huletai le yebgi ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum, ve zanne davudu ennema fetennahu festagfere rabbehu ve harre rakian ve enab.
Onun bu hatasını bağışladık. Muhakkak ki onun Bize yakınlığı ve güzel bir akıbeti vardır.
Fe gaferna lehu zalik, ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab.
"Davud! Biz seni ülkede hükümdar yaptık, sen de insanlar arasında adaletle hükmet, keyfine uyma ki seni Allah yolundan saptırmasın." Allah yolundan sapanlara hesap gününü unuttukları için, şiddetli bir azap vardır.
Ya davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah, innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab.
Biz göğü, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları gayesiz, boşuna yaratmadık. Bu sadece kafirlerin bir zannı ve iddiasıdır. Artık o ateşten vay haline o kafirlerin!
Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla, zalike zannullezine keferu, fe veylun lillezine keferu minen nar.
Biz hiç, iman edip makbul ve güzel iş yapanlara, ülkede fesat çıkararak nizamı bozanlarla aynı muameleleri yapar mıyız? Yahut Allah'ı sayıp kötülüklerden sakınanları, yoldan çıkanlarla bir tutar mıyız?
Em nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar.
Biz sana feyizli ve bereketli bir kitap indirdik ki insanlar onun ayetlerini iyice düşünsünler ve aklı yerinde olanlar ders ve ibret alsınlar.
Kitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab.
(Bunları belirttikten sonra tekrar Davud'un kıssasına dönelim:) Davud'a evlat olarak Süleyman'ı ihsan ettik. Süleyman ne güzel kuldu! Hep Allah'a yönelirdi.
Ve vehebna li davude suleyman, ni'mel abd, innehu evvab.
Hani bir gün ikindi vakti ona, durduğunda sakin, koştuğu zaman ise süratli safkan koşu atları gösterilmişti.
İz urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad.
(32-33) Onlarla ilgilenip "Ben Rabbimi hatırlattıkları için güzel şeyleri severim." dedi ve onlar gözden kayboluncaya dek onları seyredip durdu. Sonra: "Onları tekrar bana getirin!" deyip bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Fe kale inni ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbi, hatta tevaret bil hıcab.
(32-33) Onlarla ilgilenip "Ben Rabbimi hatırlattıkları için güzel şeyleri severim." dedi ve onlar gözden kayboluncaya dek onları seyredip durdu. Sonra: "Onları tekrar bana getirin!" deyip bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Rudduha aleyy, fe tafika meshan bis sukı vel a'nak.
Biz Süleyman'ı denemeye tabi tuttuk ve tahtının üzerine bir cesed bıraktık. Sonra o, Allah'a sığınıp tekrar tahtına döndü.
Ve lekad fetenna suleymane ve elkayna ala kursiyyihi ceseden summe enab.
"Ya Rabbi!" dedi, "affet beni ve bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayacak bir hakimiyet lutfet. Çünkü Sen, lütufları son derece bol olan vehhabsın!"
Kale rabbigfir li veheb li mulken la yenbagi li ehadin min ba'di, inneke entel vehhab.
Biz rüzgarı onun emrine verdik. Rüzgar, onun emriyle istediği yere tatlı tatlı eserdi.
Fe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab.
(37-38) Bina yapan, dalgıçlık yapan her şeytanı, bukağılarla bağlı olan başkalarını da onun hizmetine verdik.
Veş şeyatine kulle bennain ve gavvasın.
(37-38) Bina yapan, dalgıçlık yapan her şeytanı, bukağılarla bağlı olan başkalarını da onun hizmetine verdik.
Ve aharine mukarrenine fil asfad.
Buyurduk: "Süleyman! İşte bu, sana ihsanımızdır. İster dağıt, ister yanında tut, bu hesapsızdır."
Haza atauna femnun ev emsik bi gayri hisab.
Muhakkak ki onun Bize yakınlığı ve güzel bir akıbeti vardır.
Ve inne lehu ındena le zulfa ve husne meab.
Kulumuz Eyyub'u da hatırla! Hani o Rabbine: "Ya Rabbi, şeytan bana bir yorgunluk ve işkence dokundurdu." diye yalvarmıştı.
Vezkur abdena eyyub, iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbin ve azab.
Eyyub'a: "Ayağını yere vur! dedik, İşte sana kullanıp yıkanacağın ve içeceğin soğuk bir su!"
Urkud biriclik, haza mugteselun baridun ve şerab.
Nezdimizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olmak üzere ona; ailesini, çevresini ve onların bir mislini lütfettik.
Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minna ve zikra li ulil elbab.
Bir de ona: "Eline bir demet sap al, onunla vur! Yemininden dönen durumuna düşme!" dedik. Doğrusu Biz onu pek sabırlı bulduk. Ne güzel kuldu o! O, gerçekten Allah'a yönelirdi.
Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihi ve la tahnes, inna vecednahu sabira, ni'mel abd, innehu evvab.
(Ey Resulüm) Kuvvetli ve basiretli olan o zatları; kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an!
Vezkur ıbadena ibrahime ve ishaka ve ya'kube ulil eydi vel ebsar.
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kişiler kıldık.
İnna ahlasnahum bi halisatin zikred dar.
Üstelik onlar Bizim yanımızda seçkin ve hayırlı zatlardı.
Ve innehum ındena le minel mustafeynel ahyar.
İsmail, Elyasa ve Zülkifl'i de hatırla. Onların hepsi hayırlı insanlardı.
Vezkur ismaile velyesea ve zel kifl, ve kullun minel ahyar.
İşte bu bir zikirdir, bir hatırlatmadır. Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir akıbet vardır.
Haza zikr, ve inne lil muttekine le husne meab.
O güzel yer: Kapıları yalnız kendilerine açılmış olan Adn cennetleridir.
Cennati adnin mufettehaten le humul ebvab.
Onlar orada kanepelere dayanarak birçok meyveler ve içecekler isterler.
Muttekine fiha yed'une fiha bi fakihetin kesiretin ve şerab.
Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır.
Ve ındehum kasıratut tarfi etrab.
Bunlar, hesap günü için size vad olunan şeylerdir.
Haza ma tuadune li yevmil hisab.
Gerçekten bu, Bizim ihsan ettiğimiz bir nasiptir ki onun asla biteceği yoktur.
İnne haza le rızkuna ma lehu min nefad.
(55-56) İşte bu, mutlularadır. Ama azgınlara kötü bir akıbet vardır ki o da girip yanacakları cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o!
Haza, ve inne lit tagıyne le şerre meab.
(55-56) İşte bu, mutlularadır. Ama azgınlara kötü bir akıbet vardır ki o da girip yanacakları cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o!
Cehennem, yaslevneha, fe bi'sel mihad.
Bu böyledir! İşte tatsınlar bakalım o kaynar suları ve irinleri!
Haza fel yezukuhu hamiymun ve gassak.
Bu böyledir! Daha bunlara benzer başka azaplar da vardır.
Ve aharu min şeklihi ezvac.
İşte şunlar dünyada körü körüne maiyetinizde koşup giden güruhtur! "Merhaba!" olmasın onlara, rahat yüzü görmesin o zalimler! Zira onlar cehenneme gireceklerdir.
Haza fevcun muktehımun meakum, la merhaben bihim, innehum salun nar.
Tabi olanlar, onlara: "Hayır, asıl size merhaba olmasın, rahat yüzü görmeyin sizler! Bu azabı bize getiren sizsiniz. O ne kötü yerdir!" derler.
Kalu bel entum, la merhaben bikum, entum kaddemtumuhu lena, febi'sel karar.
Sonra hep birden dua edip derler ki: "Ya Rabbena, kim bunları önümüze yığdı ise, Sen onun azabını kat kat artır!"
Kalu rabbena men kaddeme lena haza fe zidhu azaben dı'fen fin nar.
(62-63) Azgınlar: "Neden acaba, derler, dünyada kendilerini değersiz saydığımız birtakım adamları burada görmüyoruz? Aklımız sıra, onlarla alay ederdik! Yoksa gözlerimiz onlardan kaydı da onun için mi kendilerini göremiyoruz?"
Ve kalu ma lena la nera ricalen kunna neudduhum minel eşrar.
(62-63) Azgınlar: "Neden acaba, derler, dünyada kendilerini değersiz saydığımız birtakım adamları burada görmüyoruz? Aklımız sıra, onlarla alay ederdik! Yoksa gözlerimiz onlardan kaydı da onun için mi kendilerini göremiyoruz?"
Ettehaznahum sıhriyyen em zagat anhumul ebsar.
İşte bu, yani cehennemliklerin davalaşması kesin bir gerçektir.
İnne zalike le hakkun tehasumu ehlin nar.
De ki: "Ben sadece uyaran bir peygamberim. Şu kesin bir gerçektir ki tek hakim olan Allah'tan başka ilah yoktur.
Kul innema ene munzirun ve ma min ilahin ilallahul vahıdul kahhar.
O göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki varlıkların Rabbidir. Mutlak galiptir, çok mağfiret edendir.
Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehumel azizul gaffar.
Mele-i Ala sakinleri tartışırlarken kendi aralarında neler konuştuklarına dair bilgim yoktur.
Ma kane liye min ilmin bil meleil a'la iz yahtesımun.
Şu var ki: Bana sadece, açıkça uyarmak için gönderilen bir elçi olduğum vahyolunuyor."
İn yuha ileyye illa ennema ene nezirun mubin.
Bir vakit Rabbin meleklere: "Ben," dedi, "çamurdan bir beşer yaratacağım."
İz kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min tin.
Onu iyice biçimlendirip ona Ruhumdan üfleyince hep birden, secde ediniz."
Fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fe kau lehu sacidin.
Meleklerin hepsi secde ettiler.
Fe secedel melaiketu kulluhum ecmaun.
Lakin İblis secde etmedi. O kibirlendi ve kafirlerden oldu.
İlla iblis, istekbere ve kane minel kafirin.
Allah buyurdu: "İblis! Benim ellerimle yarattığım mahlukuma neden secde etmedin? Gururlandın mı, yoksa kendini çok yükseklerde mi görüyorsun?"
Kale ya iblisu ma meneake en tescude lima halaktu bi yedeyy, estekberte em kunte minel alin.
İblis: "Ben ondan üstünüm, çünkü beni ateşten, onu ise topraktan yarattın." dedi.
Kale ene hayrun minh, halakteni min narin ve halaktehu min tin.
(77-78) Allah: "Defol oradan! Sen artık kovulmuş birisin. Lanetim de, hesap gününe kadar senin üstündedir."
Kale fahruc minha fe inneke recim.
(77-78) Allah: "Defol oradan! Sen artık kovulmuş birisin. Lanetim de, hesap gününe kadar senin üstündedir."
Ve inne aleyke la'neti ila yevmid din.
"Ya Rabbi, bana insanların dirileceği güne kadar mühlet verir misin?" dedi.
Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun.
Allah: "Haydi sana mühlet verildi!"
Kale fe inneke minel munzarin.
"Sen belirli bir vakte kadar izinlisin."
İla yevmil vaktil ma'lum.
(82-83) İblis: "Öyle ise, senin izzetine yemin ederim ki ben de onların hepsini şaşırtacağım. Ancak Senin ihlasa erdirdiğin kullar bundan müstesnadır." dedi.
Kale fe bi izzetike le ugviyennehum ecmain.
(82-83) İblis: "Öyle ise, senin izzetine yemin ederim ki ben de onların hepsini şaşırtacağım. Ancak Senin ihlasa erdirdiğin kullar bundan müstesnadır." dedi.
İlla ibadeke minhumul muhlasin.
(84-85) Allah buyurdu: "İşte bu doğru! Ben de şu hakikati söyleyeyim ki cehennemi, sen ve sana uyanlarla dolduracağım."
Kale fel hakku vel hakka ekul.
(84-85) Allah buyurdu: "İşte bu doğru! Ben de şu hakikati söyleyeyim ki cehennemi, sen ve sana uyanlarla dolduracağım."
Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmain.
De ki: "Ben de irşad ve risalet hizmetinden dolayı sizden bir ücret istemiyorum ve ben size kendiliğinden bir iddia içinde bulunan biri de değilim!"
Kul ma es'elukum aleyhi min ecrin ve ma ene minel mutekellifin.
Bu Kur'an, ancak bütün milletler için bir derstir.
İn huve illa zikrun lil alemin.
Onun verdiği haberin doğruluğunu bir süre sonra siz de pek iyi öğrenirsiniz."
Ve le talemunne nebeehu ba'de hin.