سورة النازعات

79. Naziat suresi

Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Bismillahir rahmanir rahim.

Var gücüyle koşanlar,

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقاًۙ

Ven naziati garka.

Neş'e ve şevkle yürüyenler,

وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطاًۙ

Ven naşitati neşta.

Yüzüp yüzüp gidenler,

وَالسَّابِحَاتِ سَبْحاًۙ

Ves sabihati sebha.

Yarışıp geçenler

فَالسَّابِقَاتِ سَبْقاًۙ

Fes sabikati sebka.

İşleri düzenleyip yönetenler, hakkı için ki: (kıyamet gerçektir, hepiniz ölümden sonra diriltileceksiniz!)

فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْراًۢ

Fel mudebbirati emra.

Günü gelince, sura ilk üfleme, yeri şiddetli bir depremle yıkacak!

يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ

Yevme tercufur racifeh.

Onu izleyen ikinci üfleme herkesi mezarından kaldıracak!

تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ

Tetbeuher radifeh.

O gün kalpler güp güp atacak

قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ

Kulubun yevmeizin vacifeh.

Gözler yere eğilecek

اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌۢ

Ebsaruha haşiah.

(10-12) İnkarcılar alay ederek şöyle derler: "Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!"

يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِۜ

Yekulune e inna le merdudune fil hafireh.

(10-12) İnkarcılar alay ederek şöyle derler: "Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!"

ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً نَخِرَةًۜ

E iza kunna izamen nahıreh.

(10-12) İnkarcılar alay ederek şöyle derler: "Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!"

قَالُوا تِلْكَ اِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۢ

Kalu tilke izen kerretun hasireh.

(13-14) Fakat olay (zor değil,) bir tek emirden ibarettir. Bir anda mahşerde toplanıverirler!

فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ

Fe innema hiye zecretun vahıdeh.

(13-14) Fakat olay (zor değil,) bir tek emirden ibarettir. Bir anda mahşerde toplanıverirler!

فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِۜ

Fe iza hum bis sahireh.

Musa'nın hadisesinden haberin olmuştu değil mi?

هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ

Hel etake hadisu musa.

Hani Rabbi ona kutlu Tuva vadisinde şöyle seslenmişti:

اِذْ نَادٰيهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۚ

İz nadahu rabbuhu bil vadil mukaddesi tuva.

(17-18) "Firavuna git, zira o iyice azdı! Ona de ki: kendini arındırmaya gönlün var mı?

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۘ

İzheb ila fir'avne innehu taga.

(17-18) "Firavuna git, zira o iyice azdı! Ona de ki: kendini arındırmaya gönlün var mı?

فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰٓى اَنْ تَزَكّٰىۙ

Fe kul hel leke ila en tezekka.

"İster misin Seni Rabbine kavuşturan yola vurayım. Böylece Sen de O'na saygı duyasın?"

وَاَهْدِيَكَ اِلٰى رَبِّكَ فَتَخْشٰىۚ

Ve ehdiyeke ila rabbike fe tahşa.

Ona en büyük mucizeyi gösterdi.

فَاَرٰيهُ الْاٰيَةَ الْـكُبْرٰىۘ

Fe erahul ayetel kubra.

Fakat o buna "yalan" dedi ve isyan etti.

فَـكَذَّبَ وَعَصٰىۘ

Fe kezzebe ve asa.

Sonra sırtını dönüp Musa'ya karşı bir çalışma içine girdi.

ثُمَّ اَدْبَرَ يَسْعٰىۘ

Summe edbere yes'a.

(23-24) Adamlarını topladı ve onlara: "Sizin en yüce rabbiniz benim!" dedi.

فَحَشَرَ فَنَادٰىۘ

Fehaşere fe nada.

(23-24) Adamlarını topladı ve onlara: "Sizin en yüce rabbiniz benim!" dedi.

فَقَالَ اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ

Fe kale ene rabbukumul a'la.

Allah da onu dünyada da, ahirette de şiddetle cezalandırdı.

فَاَخَذَهُ اللّٰهُ نَكَالَ الْاٰخِرَةِ وَالْاُو۫لٰىۜ

Fe ehazehullahu nekalel ahıreti vel ula.

Bu da Rabbini sayacak kimselere bir ibret oldu.

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۜ۟

İnne fi zalike le ıbreten li men yahşa.

Siz ey haşri inkar edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök alemini mi? İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti!

ءَاَنْتُمْ اَشَدُّ خَلْقاً اَمِ السَّمَٓاءُۜ بَنٰيهَا۠

E entum eşeddu halkan emis sema', benaha.

Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı.

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوّٰيهَاۙ

Refea semkeha fe sevvaha.

Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı.

وَاَغْطَشَ لَيْلَهَا وَاَخْرَجَ ضُحٰيهَاۖ

Ve agtaşe leyleha ve ahrece duhaha.

Sonra da yeri döşeyip yerleşmeye hazırladı.

وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ

Vel arda ba'de zalike dehaha.

Oradan sularını, otlaklarını çıkardı.

اَخْرَجَ مِنْهَا مَٓاءَهَا وَمَرْعٰيهَاۖ

Ahrece minha maeha ve mer'aha.

Dağlarını oturttu.

وَالْجِبَالَ اَرْسٰيهَاۙ

Vel cibale ersaha.

Bütün bunları sizin ve hayvanlarınızın hayatı için yaptı.

مَتَاعاً لَكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ

Metaan lekum ve li en amikum.

Fakat her şeyi bastıran o felaket geldiği zaman,

فَاِذَا جَٓاءَتِ الطَّٓامَّةُ الْكُبْرٰىۘ

Fe iza caetit tammetul kubra.

İnsan neyin peşinde koştuğunu anlar ama, artık iş işten geçer.

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ مَا سَعٰىۙ

Yevme yetezekkerul insanu ma sea.

Cehennem her görene, apaçık görünür.

وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِمَنْ يَرٰى

Ve burrizetil cahimu li men yera.

Artık kim azdıysa,

فَاَمَّا مَنْ طَغٰىۙ

Fe emma men taga.

Ahireti unutup dünya zevkini tercih ettiyse,

وَاٰثَرَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۙ

Ve aserel hayated dunya.

Onun varacağı yer, olsa olsa cehennemdir!

فَاِنَّ الْجَح۪يمَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ

Fe innel cahime hiyel me'va.

Ama kim Rabbinin divanında durmaktan korkarsa ve nefsini heva ve hevese uymaktan dizginlerse,

وَاَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوٰىۙ

Ve emma men hafe makame rabbihi ve nehennefse anil heva.

Onun varacağı yer de olsa olsa cennettir!

فَاِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوٰىۜ

Fe innel cennete hiyel me'va.

Sana kıyamet saatini sorarlar: "Demir atması ne zaman?" diye.

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ

Yes'eluneke anis saati eyyane mursaha.

Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede?

ف۪يمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰيهَاۜ

Fime ente min zikraha.

Onun sonu Rabbine varır, kesin bilgisi O'na aittir.

اِلٰى رَبِّكَ مُنْتَهٰيهَاۜ

İla rabbike muntehaha.

Sana düşen sadece ondan korkanı uyarmaktır.

اِنَّمَٓا اَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشٰيهَاۜ

İnnema ente munziru men yahşaha.

Onu gördükleri gün öyle gelir ki onlara; yalnız bir akşam veya bir sabah faslı durdular dünyada.

كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا عَشِيَّةً اَوْ ضُحٰيهَا

Ke ennehum yevme yerevneha lem yelbesu illa aşiyyeten ev duhaha.