Fakat bizim takdirimiz başka idi. Nasıl onları uyutup sonra uyandırdıksa, aynı şekilde öbür kullarımızı da Ashab-ı Kehfin durumundan haberdar ettik ki, Allah'ın haşir vadinin gerçeğin ta kendisi olup hakkında hiçbir şüphe olmayacağını onlar da anlasınlar. Derken onları bulan halk, kendi aralarında onlar hakkında ne yapacaklarını tartışmaya girişti. Bazıları: "Onların anısına bir anıt dikin, biz gerçek durumlarını anlayamadık, onların Rabbi hallerini pek iyi bilir" derken, görüşleri ağır basan müminler ise: "Mutlaka onların yanı başlarına bir mescid yapacağız." dediler.
| # | kelime | anlam | kök |
|---|---|---|---|
| 1 | ve kezalike | ve böylece | |
| 2 | ea'serna | buldurduk | عثر |
| 3 | aleyhim | onları | |
| 4 | liyea'lemu | bilsinler diye | علم |
| 5 | enne | şüphesiz | |
| 6 | vea'de | va'dinin | وعد |
| 7 | llahi | Allah'ın | |
| 8 | hakkun | gerçek olduğunu | حقق |
| 9 | ve enne | ve şüphesiz | |
| 10 | s-saate | saatin(geleceğinde) | سوع |
| 11 | la | asla olmadığını | |
| 12 | raybe | şüphe | ريب |
| 13 | fiha | onda | |
| 14 | iz | o sırada | |
| 15 | yetenazeune | tartışıyorlardı | نزع |
| 16 | beynehum | kendi aralarında | بين |
| 17 | emrahum | onların durumlarını | امر |
| 18 | fe kalu | dediler | قول |
| 19 | bnu | bina edin | بني |
| 20 | aleyhim | onların üstüne | |
| 21 | bunyanen | bir bina | بني |
| 22 | rabbuhum | Rableri | ربب |
| 23 | ea'lemu | daha iyi bilir | علم |
| 24 | bihim | onları | |
| 25 | kale | dediler ki | قول |
| 26 | ellezine | ||
| 27 | galebu | gâlip gelenler | غلب |
| 28 | ala | ||
| 29 | emrihim | onların işine | امر |
| 30 | lenettehizenne | mutlaka yapacağız | اخذ |
| 31 | aleyhim | onların üstüne | |
| 32 | mesciden | bir mescid | سجد |