Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla
Bismillahir rahmanir rahim.
(2-3) Doğrusu, onlar, kendilerinden birinin, uyarıp irşad etmek için gelmesine şaşırdılar da kafirler: "Bu, ne tuhaf şey!" dediler, "Biz ölüp de toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Bu, aklın alamayacağı kadar uzak bir ihtimal!"
Bel acibu en caehum munzirun minhum fe kalel kafirune haza şey'un acibun.
(2-3) Doğrusu, onlar, kendilerinden birinin, uyarıp irşad etmek için gelmesine şaşırdılar da kafirler: "Bu, ne tuhaf şey!" dediler, "Biz ölüp de toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Bu, aklın alamayacağı kadar uzak bir ihtimal!"
E iza mitna ve kunna turaba, zalike rec'un baidun.
Biz toprağın, onların bedenlerini (hücre hücre) nasıl çürüttüğünü tafsilatıyla biliriz. Zaten yanımızda her şeyin kayıtlı olduğu şaşmaz bir sicil vardır.
Kad alimna ma tenkusul ardu minhum, ve indena kitabun hafizun.
Bilakis onlar, kendi önlerine kadar gelen gerçeği yalan saydılar. Artık onlar kararsızlık ve perişanlık içindedirler.
Bel kezzebu bil hakkı lemma caehum fe hum fi emrin mericin.
Hiç üzerlerindeki göğe bakmazlar mı? Bakıp da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi, onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik olmadığını düşünmezler mi?
E fe lem yanzuru iles semai fevkahum keyfe beneynaha ve zeyyennaha ve ma leha min furucin.
Yeri de döşedik, oraya dengeyi sağlayacak sağlam ulu dağlar yerleştirdik. Orada, gönüller, gözler açan her çeşit bitkiden çiftler bitirdik.
Vel arda medednaha ve elkayna fiha revasiye ve enbetna fiha min kulli zevcin behicin.
Bütün bunları, Allah'a yönelecek her kula Yaradan'ın kudretini hatırlatması, dersler veren birer basiret nişanesi ve ibret numunesi olması için yaptık.
Tebsıraten ve zikra li kulli abdin munibin.
(9-10) Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik.
Ve nezzelna mines semai maen mubareken fe enbetna bihi cennatin ve habbel hasidi.
(9-10) Gökten bereketli bir su indirdik. Onunla bahçeler ve biçilen ekinler, salkım salkım meyveleriyle ulu hurma ağaçları yetiştirdik.
Ven nahle basikatin leha tal'un nadidun.
Bütün bunlar kullarımıza rızık vermek içindir. Hem o su ile ölü toprağa hayat verdik. İşte ölmüş insanların mezarlarından çıkışı da böyle olacaktır.
Rızkan lil ibadi ve ahyeyna bihi beldeten meyta, kezalikel hurucu.
(12-14) Onlardan önce Nuh halkı, Ashab-ı Ress, Semud, Ad, Firavun halkları. Lut'un hemşehrileri, Ashab-ı Eyke ve Tübba' halkı da hakkı yalanladılar. Evet onların hepsi peygamberleri yalancı saydılar da tehdidime müstehak oldular, azaba çarptırıldılar.
Kezzebet kablehum kavmu nuhın ve ashabur ressi ve semudu.
(12-14) Onlardan önce Nuh halkı, Ashab-ı Ress, Semud, Ad, Firavun halkları. Lut'un hemşehrileri, Ashab-ı Eyke ve Tübba' halkı da hakkı yalanladılar. Evet onların hepsi peygamberleri yalancı saydılar da tehdidime müstehak oldular, azaba çarptırıldılar.
Ve adun ve fir'avnu ve ihvanu lutın.
(12-14) Onlardan önce Nuh halkı, Ashab-ı Ress, Semud, Ad, Firavun halkları. Lut'un hemşehrileri, Ashab-ı Eyke ve Tübba' halkı da hakkı yalanladılar. Evet onların hepsi peygamberleri yalancı saydılar da tehdidime müstehak oldular, azaba çarptırıldılar.
Ve ashabul eyketi ve kavmu tubbain, kullun kezzeber rusule fe hakka vaidi.
Biz ilkin yoktan yaratmada bir acizlik, becerisizlik mi gösterdik ki bu tekrar yaratmada acze düşelim? Hayır! Öyle değil, onlar da böyle olmadığını bilirler. Ama yine de onlar bu yeniden yaratılıştan (dirilmeden) şüphe içindedirler.
E fe ayina bil halkıl evvel, bel hum fi lebsin min halkın cedid.
İnsanı Biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de Biz pek iyi biliriz.Çünkü Biz ona şahdamarından daha yakınız.
Ve lekad halaknel insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh, ve nahnu akrebu ileyhi min hablil veridi.
(17-18) Zaten onun sağında ve solunda yerleşmiş iki kayıtçı vardır. Ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında, bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın, onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın.
İz yetelakkal mutelakkiyani anil yemini ve aniş şimali kaidun.
(17-18) Zaten onun sağında ve solunda yerleşmiş iki kayıtçı vardır. Ağzından çıkan bir tek söz olmaz ki yanında, bu iş için hazırlanmış gözcü olmasın, onun söylediğini ve yaptığını kaydetmiş olmasın.
Ma yelfızu min kavlin illa ledeyhi rakibun atidun.
Vakti geldiğinde ölüm sekeratı başlayınca, can çekiştiği sırada insana "İşte" denir, "senin en çok nefret edip kaçtığın şey!"
Ve caet sekretul mevti bil hakk, zalike ma kunte minhu tehidu.
Sura üfürülür kalk borusu çalar. İşte bu da tehdit edilen azabın günüdür.
Ve nufiha fis sur, zalike yevmul vaidi.
O gün herkes beraberinde bir muhafız, bir de şahit olarak Yüce Divana gelir.
Ve caet kullu nefsin meaha saikun ve şehidun.
Allah ona buyurur: "Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir!"
Lekad kunte fi gafletin min haza fe keşefna anke gıtaeke fe besarukel yevme hadidun.
Yanındaki arkadaşı "İşte!" der, "onun defteri! Her ne yapmışsa, burada yazılı!"
Ve kale karinuhu haza ma ledeyye atid.
(24-26) Allah muhafızla şahide veya cehennem görevlisi iki meleğe: "Atın! buyuracak, atın cehenneme, her nankör, inatçı kafiri! Hayra mani olan, haddi aşıp azan, şüpheye dalanı! Allah'ın yanı sıra başka bir tanrı benimseyeni! Atın onu o çetin azaba!"
Elkıya fi cehenneme kulle keffarin anidin.
(24-26) Allah muhafızla şahide veya cehennem görevlisi iki meleğe: "Atın! buyuracak, atın cehenneme, her nankör, inatçı kafiri! Hayra mani olan, haddi aşıp azan, şüpheye dalanı! Allah'ın yanı sıra başka bir tanrı benimseyeni! Atın onu o çetin azaba!"
Mennaın lil hayri mu'tedin muribin.
(24-26) Allah muhafızla şahide veya cehennem görevlisi iki meleğe: "Atın! buyuracak, atın cehenneme, her nankör, inatçı kafiri! Hayra mani olan, haddi aşıp azan, şüpheye dalanı! Allah'ın yanı sıra başka bir tanrı benimseyeni! Atın onu o çetin azaba!"
Ellezi ceale meallahi ilahen ahara fe elkıyahu fil azabiş şedidi.
Yanındaki arkadaş: "Ya Rabbi," der, "onu ben saptırmadım, kendisi zaten haktan iyice uzak bir sapıklık içinde idi."
Kale karinuhu rabbena ma etgaytuhu ve lakin kane fi dalalin baidin.
(28-29) "Çekişmeyin huzurumda!" buyurur Allah, "Çünkü Ben daha önce gelecek tehlikeyi size bildirmiştim. Benim verdiğim kararlar değiştirilmez. Ben, kullarıma asla zulmetmem!"
Kale la tahtesımu ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bil vaidi.
(28-29) "Çekişmeyin huzurumda!" buyurur Allah, "Çünkü Ben daha önce gelecek tehlikeyi size bildirmiştim. Benim verdiğim kararlar değiştirilmez. Ben, kullarıma asla zulmetmem!"
Ma yubeddelul kavlu ledeyye ve ma ene bi zallamin lil abid.
O gün cehenneme Biz: "Doldun mu?" dedikçe O: "Daha yok mu?" diye iştahını dile getirir.
Yevme nekulu li cehenneme helimtele'ti ve tekulu hel min mezidin.
Cennet de takva sahiplerine yaklaştırılır.
Ve uzlifetil cennetu lil muttekine gayre baidin.
(32-33) Onlara: "İşte" denir, "buydu size vad edilen mükafat. Hakka yönelen, koruması gereken her şeyi koruyan, insanların görmediği yerlerde bile Rahman'a hep saygılı olan ve daima Rabbine dönen bir gönül ile gelen herkese bu mükafat vardır."
Haza ma tuadune li kulli evvabin hafiz.
(32-33) Onlara: "İşte" denir, "buydu size vad edilen mükafat. Hakka yönelen, koruması gereken her şeyi koruyan, insanların görmediği yerlerde bile Rahman'a hep saygılı olan ve daima Rabbine dönen bir gönül ile gelen herkese bu mükafat vardır."
Men haşiyer rahmane bil gaybi ve cae bi kalbin munibin.
"Haydi selametle girin oraya, bugün artık ebediyet günüdür."
Udhuluha bi selam, zalike yevmul hulud.
Orada onlara istedikleri her şey verilir. Nezdimizde bundan da fazlası vardır.
Lehum ma yeşaune fiha ve ledeyna mezidun.
Kendilerinden önce Biz öyle nesiller helak ettik ki onlar, bunlardan daha güçlü kuvvetli idiler. Hakimiyetlerini yaymış, şehir şehir dolaşmış, "ölümden kaçıp kurtulacak bir yer yok mu?" diye her tarafı delik deşik etmişlerdi, ama hep eli boş dönmüşlerdi.
Ve kem ehlekna kablehum min karnin hum eşeddu minhum batşen fe nakkabu fil bilad, hel min mahisin.
Elbette bunda, içinde bir kalb taşıyan veya zihnini derleyip toplayarak can kulağıyla dinleyen kimseler için alacak bir ders vardır.
İnne fi zalike le zikra li men kane lehu kalbun ev elkas sem'a ve huve şehidun.
Biz gökleri, yeri, ikisinin arasındaki bütün varlıkları altı günde yarattık da Bize en ufak bir yorgunluk dokunmadı.
Ve lekad halaknes semavati vel arda ve ma beynehuma fi sitteti eyyamin ve ma messena min lugub.
O halde sen onların söylediklerine karşı sabret. Gerek güneşin doğuşundan, gerek batışından önce Rabbine hamd ederek ibadet et.
Fasbir ala ma yekulune ve sebbih bi hamdi rabbike kable tuluış şemsi ve kablel gurub.
Geceleyin de, secdelerin peşinden de Ona ibadet et.
Ve minel leyli fe sebbihhu ve edbares sucudi.
Münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver.
Vestemi' yevme yunadil munadi min mekanin karib.
Bütün insanların o sayhayı kesin ve gerçek olarak işitecekleri güne kulak ver. İşte o gün mezarlarından kalkış günüdür.
Yevme yesmeunes sayhate bil hakk, zalike yevmul huruci.
Muhakkak ki hayatı veren de, hayatı alıp öldüren de Biziz. Evet, herkes Bizim huzurumuza dönecektir.
İnna nahnu nuhyi ve numitu ve ileynel masiru.
Yerin yarılıp kendilerinin büyük bir hızla mahşer meydanına koşacakları gün, mutlaka gelecektir. Bu diriltip mahşerde toplama Bize göre çok kolaydır.
Yevme teşakkakul ardu anhum siraa, zalike haşrun aleyna yesirun.
Biz onların aykırı iddialarını pek iyi biliyoruz, ama sen onları kuvvet kullanarak imana getirecek bir zorba değilsin. Sen sadece uyaran bir elçisin. Senin yapacağın iş, sadece tehdidimden endişe edecek kimseleri Kur'an ile irşad etmektir.
Nahnu a'lemu bi ma yekulune ve ma ente aleyhim bi cebbarin fe zekkir bil kur'ani men yehafu vaidi.