Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla
Bismillahir rahmanir rahim.
Elif, Lam, Ra. Bu öyle bir kitaptır ki ayetleri en kesin delillerle desteklenmiş, sonra da güzelce açıklanmış, tam hüküm ve hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan (hakim ve habir) tarafından gönderilmiştir.
Elif lam ra kitabun uhkimet ayatuhu summe fussılet min ledun hakimin habir.
Bundan maksat, Allah'tan başkasına ibadet etmemenizdir. Gerçek şu ki: Ben sizi cennetle müjdelemek ve cehennemle uyarmak için O'nun tarafından gönderilmiş bulunuyorum.
Ella ta'budu illallah, inneni lekum minhu nezirun ve beşir.
Bir maksat da şudur: Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra O'na tövbe edin!O'na dönün ki belirlenmiş bir ömür süresinin sonuna kadar sizi nimetleriyle yaşatsın ve faziletli bir hayat sürenlere, lütuf ve fazlından mükafatlarını versin. Fakat imandan yüz çevirirseniz sizin tepenize inecek o müthiş günün azabından korkarım.
Ve enistagfiru rabbekum summe tubu ileyhi yumetti'kum metaan hasenen ila ecelin musemmen ve yu'ti kulle zi fadlin fadleh, ve in tevellev fe inni ehafu aleykum azabe yevmin kebir.
Zaten hepinizin toptan döneceği yer, O'nun huzurudur. O, istediği her şeyi yapmaya kadirdir.
İlallahi merciukum, ve huve ala kulli şey'in kadir.
Dikkat edin, işin farkına varın: O kafirler, eğilip bükülerek haktan yan çizer, böylece Peygamberden gizlenmek isterler.(Aslında Allah'tan kaçıp saklanmak isterler, ama nasıl saklanabilirler ki!)Onlar örtülerine büründükleri zaman dahi Allah onların içlerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da pek iyi bilir.Çünkü O bütün sinelerin kökünü, künhünü dahi bilir.
E la innehum yesnune sudurehum li yestahfu minh, e la hine yestagşune siyabehum ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun, innehu alimun bi zatis sudur.
Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allah'a ait olmasın. Allah her canlının hayatını geçirdiği yeri de, öleceği yeri de bilir. Bütün bunlar apaçık bir kitaptadır.
Ve ma min dabbetin fil ardı illa alallahi rızkuha ve ya'lemu mustekarreha ve mustevdeaha, kullun fi kitabin mubin.
Hem O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Bundan önce ise Arş'ı su üstünde idi. Bu kainatı yaratması sizden hanginizin daha güzel iş yapacağını ortaya koymak içindir. Böyle iken sen onlara "öldükten sonra elbette dirileceksiniz." dersen, o kafirler bunu haber veren Kur'an'ı kasdederek "Bu, aldatıcı olma yönünden, besbelli bir büyüden başka bir şey değil!" derler.
Ve huvellezi halakas semavati vel arda fi sitteti eyyamin ve kane arşuhu alel mai li yebluvekum eyyukum ahsenu amela, ve le in kulte innekum meb'usune min ba'dil mevti le yekulennellezine keferu in haza illa sihrun mubin.
Şayet biz kendilerine azap göndermeyi belirli bir zamana kadar ertelersek: "Bu azabı alıkoyan sebep nedir?" derler. İyi bilin ki o azap başlarına geldiği gün, artık onlardan geriye çevrilmez ve alaya aldıkları o azap, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur.
Ve le in ahharna anhumul azabe ila ummetin ma'dudetin le yekulunne ma yahbisuh, e la yevme ye'tihim leyse masrufen anhum ve haka bi him ma kanu bihi yestehziun.
Eğer insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra o nimeti geri alırsak o, son derece ümitsiz, son derece nankör olur.
Ve le in ezaknal insane minna rahmeten summe neza'naha minh, innehu le yeusun kefur.
Fakat başına gelen bir dertten sonra kendisine bir nimet tattırırsak: "Artık bütün dertler ve belalar bir daha gelmemek üzere bitti gitti!" der, sevinir, övünür durur.
Ve le in ezaknahu na'mae ba'de darrae messethu le yekulenne zehebes seyyiatu anni, innehu le ferihun fahur.
Ancak her iki halde de sabredip makbul ve güzel işler yapanlar başka! İşte onlar için pek geniş bir mağfiret ve pek büyük bir mükafat vardır.
İllellezine saberu ve amilus salihat, ulaike lehum magfiretun ve ecrun kebir.
İmdi, senin de muhatap olduğun imtihan icabı ey Resulüm, o müşriklerin: "Ona bir hazine indirilse ya!" veya "beraberinde bir melek gelse ya!" demelerinden ötürü, belki de göğsün daralarak sana vahyolunanın bir kısmını terk edecek olursun. Fakat sen böyle yapmazsın ve yapma! Zira sen sadece uyaran bir elçisin. Bütün işleri düzenleyen, herkese layık olduğu neticeyi verecek olan ise Allah Tealadır.
Fe lealleke tarikun ba'da ma yuha ileyke ve daikun bihi sadruke en yekulu lev la unzile aleyhi kenzun ev cae meahu melek, innema ente nezir, vallahu ala kulli şey'in vekil.
Yoksa "Kur'an'ı kendisi uydurmuş." mu diyorlar? De ki: "İddianızda tutarlı iseniz, haydi belagatte onunkine benzer on sure getirin, isterse kendi uydurmanız olsun ve Allah'tan başka çağırabileceğiniz herkesi de yardımınıza çağırın!"
Em yekulunefterah, kul fe'tu bi aşri suverin mislihi muftereyatin ved'u menisteta'tum min dunillahi in kuntum sadikin.
Eğer bu davetinizi kabul etmezlerse, bilin ki o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka ilah yoktur. Nasıl, artık hakka teslim olup Müslüman oluyorsunuz değil mi?
Fe illem yestecibu lekum fa'lemu ennema unzile bi ilmillahi ve en la ilahe illa hu, fe hel entum muslimun.
Kim dünya hayatını ve dünyanın zinet ve şatafatını isterse, Biz orada onların işlerinin karşılığını kendilerine tam tamına öderiz ve onlara dünyada asla haksızlık yapılmaz.
Men kane yuridul hayated dunya ve zineteha nuveffi ileyhim a'malehum fiha ve hum fiha la yubhasun.
Fakat onlara ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Onların dünyada yaptıkları bütün işler hatta iyilikler bile heder olmuştur, bütün yaptıkları boşa gitmiştir.
Ulaikellezine leyse lehum fil ahıreti illen nar ve habita ma sanau fiha ve batılun ma kanu ya'melun.
Rabbi tarafından gönderilen kesin delile (Kur'an'a) dayanan,peşinden de o delili destekleyen (diğer mucizelerden şahitleri) bulunan, daha önce de rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa'nın kitabı ile tasdik edilen kimse, yalnız dünya hayatını arzu eden gibi olur mu? İşte bu kesin delile dayananlar Kur'an'a iman ederler. Hangi zümre de onu reddederse bilsin ki varacağı yer ateştir. Bunda hiç şüphen olmasın.Çünkü o Rabbinden gelen hakikatin ta kendisidir; fakat insanların çoğu buna iman etmezler.
E fe men kane ala beyyinetin min rabbihi ve yetluhu şahidun minhu ve min kablihi kitabu musa imamen ve rahmeh, ulaike yu'minune bih, ve men yekfur bihi minel ahzabi fen naru mev'ıduh, fe la teku fi miryetin minhu innehul hakku min rabbike ve lakinne ekseren nasi la yu'minun.
Uydurduğu bir yalanı Allah'a isnad edenden daha zalim kim olabilir?Onlar Rab'lerinin huzuruna getirilecek ve şahitler de: "İşte Rab'leri hakkında yalan uyduranlar! İyi biliniz ki Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir." diyeceklerdir.
Ve men ezlemu mimmeniftera alallahi keziba, ulaike yu'radune ala rabbihim ve yekulul eşhadu haulaillezine kezebu ala rabbihim, e la la'netullahi alaz zalimin.
O zalimler ki insanları Allah yolundan çevirirler ve onu eğri göstermek isterler. Ahireti de inkar ederler.
Ellezine yasuddune an sebilillahi ve yebguneha iveca, ve hum bil ahıreti hum kafirun.
Allah onları azaba uğratmak isterse, onlar dünyadan kaçıp Allah'ın hükmünden kurtulamazlar. Allah'tan başka kendilerini koruyacak hamiler de bulamazlar. Onların azabı kat kat olur.Çünkü hakkı işitmeye tahammül edemiyorlardı. Hem de gerçeği görmüyorlardı.
Ulaike lem yekunu mu'cizine fil ardı ve ma kane lehum min dunillahi min evliya, yudaafu lehumul azab, ma kanu yestetiunes sem'a ve ma kanu yubsirun.
İşte bunlar kendilerini büyük ziyana uğratmışlar ve uydurdukları tanrılar da, ortalıkta görünmez olmuşlardır.
Ulaikellezine hasiru enfusehum ve dalle anhum ma kanu yefterun.
Hiç şüphe yok ki ahirette en büyük hüsrana uğrayanlar bunlardır.
La cereme ennehum fil ahıreti humul ahserun.
Fakat iman edip makbul ve güzel işler yapanlar ve mevlalarına gönülden bağlanıp itaat edenler ise cennetliktir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
İnnellezine amenu ve amilus salihati ve ahbetu ila rabbihim ulaike ashabul cenneh, hum fiha halidun.
Bu iki zümrenin durumu, tıpkı ama ve sağıra kıyasla, gören ve işiten kimsenin durumu gibidir. Bunların hali hiç eşit olur mu? Artık düşünüp ibret almaz mısınız?
Meselul ferikayni kel a'ma vel esammi vel basiri ves semi' hel yesteviyani mesela e fe la tezekkerun.
(25-26) Gerçekten Biz vaktiyle, Nuh'u kendi halkına gönderdik, şunu ilan etsin diye: "Bilesiniz ki ben sizi açıkça uyarmaya geldim. Sakın Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Doğrusu, bu gidişle, ben sizin canınızı yakacak, gayet acı bir günün azabına uğramanızdan endişe ederim."
Ve lekad erselna nuhan ila kavmihi inni lekum nezirun mubin.
(25-26) Gerçekten Biz vaktiyle, Nuh'u kendi halkına gönderdik, şunu ilan etsin diye: "Bilesiniz ki ben sizi açıkça uyarmaya geldim. Sakın Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Doğrusu, bu gidişle, ben sizin canınızı yakacak, gayet acı bir günün azabına uğramanızdan endişe ederim."
En la ta'budu illallah, inni ehafu aleykum azabe yevmin elim.
Buna karşı halkının ileri gelen kafirleri hep birden kalkıp: "Bize göre, sen sadece bizim gibi bir insansın, bizden farkın yoktur. Hem sonra senin peşinden gidenler toplumumuzun en düşük kimseleri, bu da gözler önünde!Ayrıca sizin bize karşı bir meziyetiniz olduğunu da görmüyoruz. Bilakis sizin yalancı olduğunuzu düşünüyoruz" dediler.
Fe kalel meleullezine keferu min kavmihi ma nerake illa beşeren mislena ve ma nerakettebeake illellezine hum eraziluna badiyer re'y, ve ma nera lekum aleyna min fadlin bel nezunnukum kazibin.
Nuh şöyle cevap verdi: "Ey benim halkım! Düşünün bir kere: Ya ben Rabbimden gelen çok aşikar bir belgeye, kesin delile dayanıyorsam, ya O, bana tarafından bir nübüvvet vermiş, bunlar size gizli kalmış da siz görememişseniz?Ne yapalım, istemediğiniz o rahmete girmeye sizi zorlayabilir miyiz?"
Kale ya kavmi e reeytum in kuntu ala beyyinetin min rabbi ve atani rahmeten min indihi fe ummiyet aleykum, e nulzimukumuha ve entum leha karihun.
"Hem ey halkım! Bu tebliğimden ötürü sizden maddi bir karşılık istiyor değilim. Benim mükafatımı verecek olan yalnız Allah Tealadır. Ben o iman edenleri kovacak da değilim. Elbette onlar Rab'lerine kavuşacaklar (O da onları imanlarından dolayı ödüllendirecektir). Ama ben sizin cehalet içinde yuvarlanan bir toplum olduğunuzu görüyorum."
Ve ya kavmi la es'elukum aleyhi mala, in ecriye illa alallahi ve ma ene bi taridillezine amenu, innehum mulaku rabbihim ve lakinni erakum kavmen techelun.
"Ey halkım! Ben onları kovacak olsam Allah indinde bu sorumluluktan beni kim kurtarabilir, Kim bana yardım edebilir? Artık bir düşünmez misiniz?
Ve ya kavmi men yansuruni minallahi in taredtuhum, e fe la tezekkerun.
Ben size: "Yok Allah'ın hazineleri benim elimdedir!" yok: "Ben gaybı bilirim!"yok: "Ben bir meleğim!" demiyorum. Hor gördüğünüz müminlere "Allah hiçbir hayır, hiçbir meziyet vermez!" de demem. Allah onların içlerinde olanı pek iyi bilir. Böyle bir şey yaptığım takdirde ben elbette zalimlerden olurum."
Ve la ekulu lekum indi hazainullahi ve la a'lemul gaybe ve la ekulu inni melekun ve la ekulu lillezine tezderi a'yunukum len yu'tiyehumullahu hayra, allahu a'lemu bima fi enfusihim, inni izen le minez zalimin.
"Ey Nuh! dediler. Bizimle mücadele ettin, bu mücadelende de hayli ileri gittin. Yeter artık, eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bizi tehdit edip durduğun o azabı getir de görelim!"
Kalu ya nuhu kad cadeltena fe ekserte cidalena fe'tina bi ma teiduna in kunte mines sadikin.
Nuh cevap verip dedi ki: "Onu, dilerse ancak Allah getirir ve O'nun elinden siz asla kaçıp kurtulamazsınız."
Kale innema ye'tikum bihillahu in şae ve ma entum bi mu'cizin.
Allah sizin helakinizi dilemişse, ben sizin iyiliğinizi arzu etsem bile, size öğüt verip iyiliğinizi istemem size fayda etmez. Rabbiniz O'dur ve siz O'nun huzuruna götürüleceksiniz."
Ve la yenfeukum nushi in eredtu en ensaha lekum in kanallahu yuridu en yugviyekum, huve rabbukum ve ileyhi turceun.
Yoksa "Kur'an'ı, kendisi uydurdu!" mu diyorlar? De ki: "Eğer uydurdumsa günahı bana aittir. Ama ben de sizin işlediğiniz suçlardan beriyim."
Em yekulunefterah, kul iniftereytuhu fe aleyye icrami ve ene beriun mimma tucrimun.
(36-37) Nuh'a şöyle vahyolundu ki: "Artık halkından, daha önce iman etmiş olanlar dışında, hiç kimse iman etmeyecek. Öyleyse o kafirlerin yaptıklarından dolayı kederlenme de, Bizim gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda, gemiyi yap ve o zalimler lehinde Ben'den hiçbir ricada bulunma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır."
Ve uhiye ila nuhın ennehu len yu'mine min kavmike illa men kad amene fe la tebteis bi ma kanu yef'alun.
(36-37) Nuh'a şöyle vahyolundu ki: "Artık halkından, daha önce iman etmiş olanlar dışında, hiç kimse iman etmeyecek. Öyleyse o kafirlerin yaptıklarından dolayı kederlenme de, Bizim gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda, gemiyi yap ve o zalimler lehinde Ben'den hiçbir ricada bulunma. Çünkü onlar suda boğulacaklardır."
Vasnaıl fulke bi a'yunina ve vahyina ve la tuhatıbni fillezine zalemu, innehum mugrekun.
Nuh gemiyi yapıyor, halkından ileri gelenler her ne zaman yanından geçseler onunla alay ediyorlardı. Nuh da: "Siz, dedi; şimdi bizimle alay ediyorsanız, elbet bizim de sizinle alay edeceğimiz bir gün gelir."
Ve yasneul fulke ve kullema merre aleyhi meleun min kavmihi sehıru minh, kale in tesharu minna fe inna nesharu minkum kema tesharun.
"Artık rüsvay edecek azabın kime gelip çatacağını, ayrıca ahiretteki daimi azabın da kimin üzerine ineceğini yakında görüp öğrenirsiniz."
Fe sevfe ta'lemune men ye'tihi azabun yuhzihi ve yehıllu aleyhi azabun mukim.
Nihayet emrimiz gelip de tennur kaynadığı zaman Nuh'a dedik ki:"Her hayvan türünden erkekli dişili ikişer eş ile haklarında helak hükmü verilmiş olanları hariç olmak üzere, aileni bir de iman edenleri gemiye al!" Zaten beraberinde iman eden pek az insan vardı.
Hatta iza cae emruna ve faret tennuru kulnahmil fiha min kullin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlu ve men amen, ve ma amene meahu illa kalil.
Nuh dedi ki "Binin gemiye! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Gerçekten Rabbim gafurdur, rahimdir" (affı, rahmet ve ihsanı pek boldur).
Ve kalerkebu fiha bismillahi mecraha ve mursaha, inne rabbi le gafurun rahim.
Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken, Nuh biraz ötede olan oğluna: "Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kafirlerle beraber kalma!" diye seslendi.
Ve hiye tecri bihim fi mevcin kel cibali ve nada nuhunibnehu ve kane fi ma'zilin ya buneyyerkeb meana ve la tekun meal kafirin.
O: "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım!" dedi. Nuh ise: "Bugün Allah'ın helak emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O'nun merhamet ettiği kurtulur!" der demez, birden aralarına dalga girdi, ve oğlu boğulanlardan oldu.
Kale seavi ila cebelin ya'sımuni minel ma' kale la asımel yevme min emrillahi illa men rahim, ve hale beynehumal mevcu fe kane minel mugrakin.
Kafirler boğulduktan sonra yerle göğe: "Ey yer suyunu yut ve sen ey gök suyunu tut!" diye emir buyuruldu. Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cudi üzerinde yerleşti ve "Kahrolsun o zalimler!" denildi.
Ve kile ya ardublei maeki ve ya semau aklii ve gidal mau ve kudıyel emru vestevet alal cudiyyi ve kile bu'den lil kavmiz zalimin.
Nuh Rabbine hitab edip: "Ya Rabbi, dedi, elbette boğulan oğlum da ailemdendi, öz evladımdı. (Halbuki ben onları gemiye alırken Sen bana kurtulacaklarını, müjdelemiştin). Senin vaadin elbette haktır ve Sen hakimlerin hakimisin!"
Ve nada nuhun rabbehu fe kale rabbi innebni min ehli ve inne va'dekel hakku ve ente ahkemul hakimin.
"Ey Nuh!" buyurdu Allah, "O senin ailenden değil. Çünkü o, dürüst iş yapan, temiz bir insan değildi. O halde, hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Cahilce bir davranışta bulunmayasın diye sana öğüt veriyorum."
Kale ya nuhu innehu leyse min ehlik, innehu amelun gayru salih, fe la tes'elni ma leyse leke bihi ilm, inni eızuke en tekune minel cahilin.
"Ya Rabbi, dedi, hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen, her şeyi kaybedenlerden olurum."
Kale rabbi inni euzu bike en es'eleke ma leyse li bihi ilm, ve illa tagfirli ve terhamni ekun minel hasirin.
"Ey Nuh! denildi, sana ve beraberinde bulunan mümin topluluklara bizim tarafımızdan bir selamet ve çok bereketlerle gemiden in! Gelecek nesiller içinde niceleri de olacak ki onları dünyada bir müddet yaşatacağız, sonra da bizden onlara gayet acı bir azap dokunacaktır."
Kile ya nuhuhbıt bi selamin minna ve berekatin aleyke ve ala umemin mimmen meak, ve umemun se numettiuhum summe yemessuhum minna azabun elim.
İşte bunlar gayb olan birtakım haberlerdir. Onları sana Biz vahyediyoruz. Halbuki bu vahiyden önce onları ne sen, ne de milletin bilmezdiniz. Öyleyse onların red ve inkarlarına karşı sabret, dişini sık ve şüphen olmasın ki hayırlı akıbet müttakilerindir (Sonunda kazananlar, Allah'ı sayıp O'nun emirlerini çiğnemekten sakınanlar olacaktır).
Tilke min enbail gaybi nuhiha ileyk, ma kunte ta'lemuha ente ve la kavmuke min kabli haza, fasbır, innel akıbete lil muttekin.
Ad kavmine de, kardeşleri Hud'u peygamber olarak gönderdik. O da: "Ey benim halkım! Yalnız Allah'a ibadet edin, zaten sizin O'ndan başka bir ilahınız yoktur. Siz şirk koşmakla iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz!"
Ve ila adin ehahum huda, kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, in entum illa mufterun.
"Ey halkım! Risaleti tebliğden dolayı sizden hiçbir ücret beklemiyorum. Ben mükafatımı yalnız ve yalnız beni yaratandan beklerim. Hiç düşünmez misiniz?"
Ya kavmi la es'elukum aleyhi ecra, in ecriye illa alellezi fetarani, e fe la ta'kılun.
"Ey halkım! Haydi Rabbinizden af dileyin, sonra ona tövbe edin, O'na dönün ki gökten size bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın, n'olur, yüz çevirip suçlu duruma düşmeyin!"
Ve ya kavmistagfiru rabbekum summe tubu ileyhi yursilis semae aleykum midraran ve yezidkum kuvveten ila kuvvetikum ve la tetevellev mucrimin.
"Ey Hud! dediler, sen bize açık bir belge, bir mucize getirmedin. Biz de senin sözüne bakarak tanrılarımızı bırakacak değiliz. Sana asla inanacak da değiliz."
Kalu ya hudu ma ci'tena bibeyyinetin ve ma nahnu bi tariki alihetina an kavlike ve ma nahnu leke bi muminin.
(54-56) "Galiba tanrılarımızdan biri seni pek fena çarpmış!" demekten başka bir şey söyleyemeyiz. Hud dedi ki: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki: ben sizin Allah'a şerik koştuklarınızdan hiç birini tanımıyorum. Artık hepiniz toplanın, bana istediğiniz tuzağı kurun, hiç göz açtırmayın, hiç süre tanımayın. Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayanıp güvendim. Hiç bir canlı yoktur ki mukadderatı O'nun elinde olmasın. Rabbim elbette tam istikamet üzeredir."
İn nekulu illa'terake ba'du alihetina bi su', kale inni uşhidullahe veşhedu enni beriun mimma tuşrikune.
(54-56) "Galiba tanrılarımızdan biri seni pek fena çarpmış!" demekten başka bir şey söyleyemeyiz. Hud dedi ki: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki: ben sizin Allah'a şerik koştuklarınızdan hiç birini tanımıyorum. Artık hepiniz toplanın, bana istediğiniz tuzağı kurun, hiç göz açtırmayın, hiç süre tanımayın. Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayanıp güvendim. Hiç bir canlı yoktur ki mukadderatı O'nun elinde olmasın. Rabbim elbette tam istikamet üzeredir."
Min dunihi fe kiduni cemian summe la tunzırun.
(54-56) "Galiba tanrılarımızdan biri seni pek fena çarpmış!" demekten başka bir şey söyleyemeyiz. Hud dedi ki: "Ben Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki: ben sizin Allah'a şerik koştuklarınızdan hiç birini tanımıyorum. Artık hepiniz toplanın, bana istediğiniz tuzağı kurun, hiç göz açtırmayın, hiç süre tanımayın. Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah'a dayanıp güvendim. Hiç bir canlı yoktur ki mukadderatı O'nun elinde olmasın. Rabbim elbette tam istikamet üzeredir."
İnni tevekkeltu alallahi rabbi ve rabbikum, ma min dabbetin illa huve ahızun bi nasıyetiha, inne rabbi ala sıratın mustekim.
Eğer haktan yüz çevirirseniz, ben müsterihim, zira size ulaştırmakla görevli olduğum buyrukları size tebliğ ettim. Rabbim dilerse, sizi gönderip yerinize başka bir topluluk getirir. Ama siz O'na hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Muhakkak ki Rabbim her şeyi denetlemektedir.
Fe in tevellev fe kad eblagtukum ma ursiltu bihi ileykum, ve yestahlifu rabbi kavmen gayrekum, ve la tedurrunehu şey'a, inne rabbi ala kulli şey'in hafiz.
Azaba dair emrimiz gelince Hud ve beraberinde olan müminleri, tarafımızdan bir rahmet eseri olarak kurtardık, onları pek ağır bir azaptan selamete çıkardık.
Ve lemma cae emruna necceyna huden vellezine amenu meahu bi rahmetin minna, ve necceynahum min azabin galiz.
(59-60) İşte Ad halkı buydu... Rab'lerinin ayetlerini inkar ettiler, O'nun peygamberlerine isyan ettiler ve Hakka karşı gelen her inatçı zorbanın isteklerine uydular. Hem bu dünyada lanete tabi tutuldular, hem de kıyamet gününde. Evet, Ad halkı, Rab'lerini tanımayıp inkar yolunu tuttular. Dikkat et! Nasıl da defoldu gitti o Hud'un kavmi Ad!
Ve tilke adun cehadu bi ayati rabbihim ve asav rusulehu vettebeu emre kulli cebbarin anid.
(59-60) İşte Ad halkı buydu... Rab'lerinin ayetlerini inkar ettiler, O'nun peygamberlerine isyan ettiler ve Hakka karşı gelen her inatçı zorbanın isteklerine uydular. Hem bu dünyada lanete tabi tutuldular, hem de kıyamet gününde. Evet, Ad halkı, Rab'lerini tanımayıp inkar yolunu tuttular. Dikkat et! Nasıl da defoldu gitti o Hud'un kavmi Ad!
Ve utbiu fi hazihid dunya la'neten ve yevmel kıyameh, e la inne aden keferu rabbehum, e la bu'den li adin kavmi hud.
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i elçi olarak gönderdik. "Ey benim halkım!" dedi, "Yalnız Allah'a ibadet edin, çünkü sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Sizi topraktan yetiştirip yaratan, sizi orada yaşatan O'dur. O halde O'ndan mağfiret dileyin, yine O'na dönün, tövbe edin.Çünkü Rabbim kullarına çok yakın ve onların tövbe ve dualarını kabul edendir."
Ve ila semude ehahum saliha, kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, huve enşeekum minel ardı vesta'merekum fiha festagfiruhu summe tubu ileyh, inne rabbi karibun mucib.
"Ey Salih!" dediler, "Sen şimdiye kadar ümit bağladığımız bir kişi idin. Şimdi ne oldu sana. Ne diye bizi atalarımızın taptığı tanrılara tapmaktan vazgeçirmek istiyorsun?Doğrusu, senin çağırdığın bu fikrin doğruluğundan şüphe içindeyiz, kuşkulanıyoruz."
Kalu ya salihu kad kunte fina mercuvven kable haza e tenhana en na'bude ma ya'budu abauna ve innena le fi şekkin mimma ted'una ileyhi murib.
(63-64) Salih: "Ey benim halkım!" dedi, "Şimdi söyleyin bakayım: Şayet ben Rabbimden gelen kesin delile dayanıyorsam ve O bana tarafından bir nübüvvet lütfetmişse? Peki bu durumda ben kalkıp Allah'a isyan edersem, O'nun cezasından kim beni kurtarabilir? Sizin bana hiçbir faydanız olamaz, olsa olsa ziyanımı artırırsınız. Hem Ey halkım! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi! Bırakın onu Allah'ın mülkünde yayılsın, yesin içsin. Sakın kötü bir maksatla ona el sürmeyin, yoksa çok geçmez sizi bir azap kıstırıverir."
Kale ya kavmi e reeytum in kuntu ala beyyinetin min rabbi ve atani minhu rahmeten fe men yansuruni minallahi in asaytuhu fe ma teziduneni gayre tahsir.
(63-64) Salih: "Ey benim halkım!" dedi, "Şimdi söyleyin bakayım: Şayet ben Rabbimden gelen kesin delile dayanıyorsam ve O bana tarafından bir nübüvvet lütfetmişse? Peki bu durumda ben kalkıp Allah'a isyan edersem, O'nun cezasından kim beni kurtarabilir? Sizin bana hiçbir faydanız olamaz, olsa olsa ziyanımı artırırsınız. Hem Ey halkım! İşte size mucize olarak Allah'ın devesi! Bırakın onu Allah'ın mülkünde yayılsın, yesin içsin. Sakın kötü bir maksatla ona el sürmeyin, yoksa çok geçmez sizi bir azap kıstırıverir."
Ve ya kavmi hazihi nakatullahi lekum ayeten fe zeruha te'kul fi ardıllahi ve la temessuha bi suin fe ye'huzekum azabun karib.
Fakat halk o deveyi tepeleyince Salih onlara: "Yurdunuzda üç günlük bir ömrünüz kaldı. Sonra helak olacaksınız. İşte hilafı olmayan kesin söz!" dedi.
Fe akaruha fe kale temetteu fi darikum selasete eyyam, zalike va'dun gayru mekzub.
Azap emrimiz gelince, tarafımızdan bir lütuf olarak Salih'i ve beraberindeki müminleri azaptan ve o günün zilletinden kurtardık. Şüphesiz ki senin Rabbin kavi ve azizdir (çok kuvvetlidir, mutlak galiptir).
Fe lemma cae emruna necceyna salihan vellezine amenu meahu bi rahmetin minna ve min hizyi yevmi iz, inne rabbeke huvel kaviyyul aziz.
(67-68) Zulmedenleri ise o korkunç ses tutuverdi de diyarlarında çökekaldılar. Sanki hiç orada yaşamamış gibi oldular, ortadan silindiler. Evet... inkar etti Rabbini Semud milleti. Evet, işte onun için defolup gitti Semud milleti!
Ve ehazellezine zalemus sayhatu fe asbahu fi diyarihim casimin.
(67-68) Zulmedenleri ise o korkunç ses tutuverdi de diyarlarında çökekaldılar. Sanki hiç orada yaşamamış gibi oldular, ortadan silindiler. Evet... inkar etti Rabbini Semud milleti. Evet, işte onun için defolup gitti Semud milleti!
Ke en lem yagnev fiha, e la inne semude keferu rabbehum, e la bu'den li semud.
Bir zaman da elçilerimiz İbrahim'e varıp onu müjdelemek üzere "Selam sana!" dediler. O da: "Size de Selam!" deyip çok kalmadan, elinde nefis, güzelce kızartılmış körpe bir dana getirip ikram etti.
Ve lekad caet rusuluna ibrahime bil buşra kalu selama, kale selamun fe ma lebise en cae bi iclin haniz.
Ama misafirlerinin ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onların bu hali hoşuna gitmedi ve onlardan kuşkulandı, kalbine bir korku girdi. "Korkma!" dediler. "Çünkü biz aslında Lut kavmini imha etmek için gönderildik."
Fe lemma rea eydiyehum la tesilu ileyhi nekirehum ve evcese minhum hifeh, kalu la tehaf inna ursilna ila kavmi lut.
Bu sırada hanımı da, hizmet için ayakta durmuş, onları dinliyordu. Bunu işitince gülümsedi. Biz de onu İshak'ın, onun peşinden de Yakub'un doğumu ile müjdeledik.
Vemreetuhu kaimetun fe dahıket fe beşşernaha bi ishaka ve min verai ishaka ya'kub.
İbrahim'in hanımı: "Ay! dedi, ben bir kocakarı, kocam da bir pir iken ben mi doğuracağım! Doğrusu bu çok şaşılacak bir şey!"
Kalet ya veyleta e elidu ve ene ecuzun ve haza ba'li şeyha, inne haza le şey'un acib.
Elçi melekler: "Sen, dediler, Allah'ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ehl-i beyt! Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun. O gerçekten her türlü hamde layıktır, hayır ve ihsanı boldur."
Kalu e ta'cebine min emrillahi rahmetullahi ve berekatuhu aleykum ehlel beyt, innehu hamidun mecid.
(74-75) Vaktaki İbrahim'in kalbinden korku geçip gitti ve ona müjde geldi, hemen tuttu Lut'un halkı hakkında bizimle mücadeleye başladı. Çünkü İbrahim çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve kendisini Allah'a teslim eden bir kuldu.
Fe lemma zehebe an ibrahimer rev'u ve caethul buşra yucadiluna fi kavmi lut.
(74-75) Vaktaki İbrahim'in kalbinden korku geçip gitti ve ona müjde geldi, hemen tuttu Lut'un halkı hakkında bizimle mücadeleye başladı. Çünkü İbrahim çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve kendisini Allah'a teslim eden bir kuldu.
İnne ibrahime le halimun evvahun munib.
"İbrahim! Vazgeç sen bu işten. İşte Rabbinin helak emri gelip çattı ve hiç şüphe yok ki onlara, geri çeviremeyecekleri bir azap geliyor."
Ya ibrahimu a'rid an haza, innehu kad cae emru rabbik, ve innehum atihim azabun gayru merdud.
O elçilerimiz Lut'a gelince o fena halde sıkıldı, onlar yüzünden göğsü daraldı ve:"Gerçekten bu gün pek çetin bir gün!" dedi.
Ve lemma caet resuluna lutan sie bihim ve daka bihim zer'an ve kale haza yevmun asib.
Esasen kötü işler yapagelen halkı, kötü niyetle koşa koşa Lut'a geldiler, Lut: "Ey halkım! dedi, işte kızlarım! Onlar sizin için nikah akdi ile, daha temiz, şaibeden daha uzaktır. Öyle ise Allah'tan korkun, emirlerini, çiğnemekten sakının da,bari misafirlerimin yanında beni rüsvay etmeyin! Yok mu içinizde aklı başında bir adam?"
Ve caehu kavmuhu yuhreune ileyhi ve min kablu kanu ya'melunes seyyiat, kale ya kavmi haulai benati hunne etharu lekum, fettekullahe ve la tuhzuni fi dayfi, e leyse minkum raculun reşid.
Şöyle dediler: "Sen de pek iyi bilirsin ki senin kızlarında hakkımız ve onlarla hiç bir alakamız yoktur, onlarda gözümüz yoktur, ama sen bizim ne istediğimizi pekala biliyorsun!"
Kalu lekad alimte ma lena fi benatike min hakk, ve inneke le ta'lemu ma nurid.
"Keşke" dedi, "size karşı yetecek bir gücüm olsaydı veya pek sağlam bir kaleye dayansaydım!"
Kale lev enne li bikum kuvveten ev avi ila ruknin şedid.
Melekler: "Lut! dediler, Biz Allah'ın elçileri seninleyiz, hiç merak etme, onlar size hiçbir kötülük yapamayacaklardır. Haydi öyleyse, gecenin bir vaktinde ailenle yola çık, yürü! Beraberindekilerin hiç biri geri dönüp bakmasın, yalnız eşin bunun dışındadır. Zira ötekilere ulaşan hangi rüsvaylık varsa, ona da gelecektir. Onların helak olma zamanı sabah vaktidir. Sahi! Sabah da pek yakın değil mi?"
Kalu ya lutu inna rusulu rabbike len yasilu ileyke fe esri bi ehlike bi kıt'ın minel leyli ve la yeltefit minkum ehadun illemreetek, innehu musibuha ma esabehum, inne mev'ıdehumus subh, e leyses subhu bi karib.
(82-83) Azap emrimiz gelince o ülkenin üstünü altına çevirdik ve üzerlerine pişirilmiş balçıktan yapılıp istif edilmiş ve Rabbinin nezdinde damgalanmış taşlar yağdırdık. Evet bu taşlar şimdiki zalimlerden de uzak değildir.
Fe lemma cae emruna cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyha hicareten min siccilin mendud.
(82-83) Azap emrimiz gelince o ülkenin üstünü altına çevirdik ve üzerlerine pişirilmiş balçıktan yapılıp istif edilmiş ve Rabbinin nezdinde damgalanmış taşlar yağdırdık. Evet bu taşlar şimdiki zalimlerden de uzak değildir.
Musevvemeten inde rabbik, ve ma hiye minez zalimine bi baid.
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O da onlara: "Ey halkım! dedi, yalnız Allah'a ibadet edin, çünkü sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Hem ölçü ve tartıyı eksik tutmayın!Ben sizin bolluk içinde olduğunuzu görüyorum. Ama böyle devam edecek olursanız, sizi azapla kuşatacak olan bir günden korkuyorum.
Ve ila medyene ehahum şuayba, kale ya kavmi'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, ve la tenkusul mikyale vel mizane inni erakum bi hayrin ve inni ehafu aleykum azabe yevmin muhit.
Ey halkım! Ölçü ve tartıyı dengi dengine tam tutun, halkın hakkını yemeyin ve ülkede müfsitlik ederek fenalık yapmayın!
Ve ya kavmi evful mikyale vel mizane bil kıstı ve la tebhasun nase eşyaehum ve la ta'sev fil ardı mufsidin.
Eğer mümin iseniz, Allah'ın helalinden bıraktığı kar, sizin için daha hayırlıdır. Ben sadece sizin iyiliğinizi düşünerek öğüt veriyorum, yoksa sizin üzerinizde bir bekçi değilim."
Bakıyyetullahi hayrun lekum in kuntum mu'minin, ve ma ene aleykum bi hafiz.
"Şuayb!" dediler, "atalarımızın taptıkları tanrılarımızı terketmeyi yahut mallarımızı dilediğimiz gibi kullanmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Aferin, amma da akıllı, uslu bir adamsın ha!"
Kalu ya şuaybu e salatuke te'muruke en netruke ma ya'budu abauna ev en nef'ale fi emvalina ma neşa', inneke le entel halimur reşid.
Şuayb: "Ey halkım! dedi, ya ben Rabbimden gelen açık delile dayanıyorsam ve O, kendi katından bana güzel bir nasip lütfetmişse?O'na nankörlük etmem doğru olur mu?Hem ben sizi birtakım şeylerden menederek kendim onları işlemek istemiyorum ki! İstediğim tek şey, gücüm yettiğince ortamı düzeltmektir. Muvaffak olmam sadece Allah'ın yardımı ile olur. Onun için ben de yalnız O'na dayanıyorum, O'na yöneliyorum.
Kale ya kavmi e reeytum in kuntu ala beyyinetin min rabbi ve rezekani minhu rızkan hasena, ve ma uridu en uhalifekum ila ma enhakum anh, in uridu illel ıslaha mesteta'tu, ve ma tevfiki illa billah, aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unib.
Ey halkım! Bana muhalif olmanız sakın sizi Nuh halkının yahut Hud halkının veyahut Salih halkının başına gelen felaketler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi ise zaman ve mekan bakımından zaten uzağınızda değil, bari onların başına gelen felaketten ibret alın!
Ve ya kavmi la yecrimennekum şikaki en yusibekum mislu ma esabe kavme nuhin ev kavme hudin ev kavme salih, ve ma kavmu lutin minkum bi baid.
Rabbinizden af ve mağfiret dileyin, sonra günahlarınızdan tövbe edip O'na sığının. O sizi affeder ve korur. Çünkü Rabbim rahimdir, veduddur" (pek merhametlidir, kullarını çok sever).
Vestagfiru rabbekum summe tubu ileyh, inne rabbi rahimun vedud.
Halkı ise "Şuayb!" dediler, "söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz, kabul etmiyoruz. Hem içimizde seni pek zayıf görüyoruz, eğer senin üç beş kişilik akraba grubunun hatırı olmasaydı seni taşa tutar linç ederdik. Bizim nazarımızda senin hiç önemin yoktur."
Kalu ya Şuaybu ma nefkahu kesiren mimma tekulu ve inna le nerake fina daifa, ve lev la rehtuke le recemnake ve ma ente aleyna bi aziz.
Şuayb: "Ey milletim! Demek akrabam sizin nazarınızda Allah Tealadan daha mı kıymetli ki siz O'nun buyruklarını arkanıza atıverdiniz. Ama şunu hiç unutmayın ki Rabbim, yaptığınız bütün şeyleri ilmi ile ihata etmektedir.
Kale ya kavmi e rahti eazzu aleykum minallah, vettehaztumuhu veraekum zıhriyya, inne rabbi bi ma ta'melune muhit.
Ey milletim! Siz vargücünüzle elinizden geleni yapın, ben de vazifemi yapıyorum. Zelil ve perişan eden azabın kime geleceğini ve asıl yalancının kim olduğunu yakında bilip öğreneceksiniz. Gelecek azabı gözleyip bekleyin, ben de gözlüyorum!"
Ve ya kavmi'melu ala mekanetikum inni amil, sevfe ta'lemune men ye'tihi azabun yuhzihi ve men huve kazib, vertekibu inni meakum rakib.
(94-95) Azap emrimiz gelince, tarafımızdan bir lütuf olarak Şuayb ve beraberindeki müminleri o azaptan kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses bastırıverdi de diyarlarında çökekaldılar. Sanki hiç orada yaşamamış gibi oldular... Evet, Semud halkı defolup gittiği gibi Medyen halkı da defoldu gitti!
Ve lemma cae emruna necceyna ?uayben vellezine amenu meahu bi rahmetin minna ve ehazetillezine zalemussayhatu fe asbahu fi diyarihim casimin.
(94-95) Azap emrimiz gelince, tarafımızdan bir lütuf olarak Şuayb ve beraberindeki müminleri o azaptan kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses bastırıverdi de diyarlarında çökekaldılar. Sanki hiç orada yaşamamış gibi oldular... Evet, Semud halkı defolup gittiği gibi Medyen halkı da defoldu gitti!
Ke'en lem yagnev fiha, e la bu'den li medyene kema baıdet semud.
(96-97) Musa'yı da ayetlerimizle ve özellikle pek aşikar bir delil ile, Firavun'a ve ileri gelen yardımcılarına Peygamber olarak gönderdik. Ama adamlar tutup Firavun'un emrine tabi oldular. Oysa Firavun'un emri tutarlı ve doğru bir emir değildi.
Ve le kad erselna musa bi ayatina ve sultanin mubin.
(96-97) Musa'yı da ayetlerimizle ve özellikle pek aşikar bir delil ile, Firavun'a ve ileri gelen yardımcılarına Peygamber olarak gönderdik. Ama adamlar tutup Firavun'un emrine tabi oldular. Oysa Firavun'un emri tutarlı ve doğru bir emir değildi.
İla fir'avne ve melaihi fettebeu emre fir'avn, ve ma emru fir'avne bi reşid.
O, kıyamet günü halkının önüne düşecek, onları ateşe götürecektir. Vardıkları o yer ne fena bir yerdir!
Yakdumu kavmehu yevmel kıyameti fe evredehumun nar, ve bi'sel virdul mevrud.
Bu dünyada da, kıyamet gününde de lanetle kovalandılar. Peşlerindeki destek, ne kötü bir destek!
Ve utbiu fi hazihi la'neten ve yevmel kıyameh, bi'ser rifdul merfud.
İşte sana bildirdiğimiz bu haberler, helak olmuş diyarların haberleri. Onların kiminin izleri hala dururken, kimi biçilmiş ekin gibi yok olmuştur.
Zalike min enbail kura nekussuhu aleyke minha kaimun ve hasid.
Biz onlara zulmetmedik, asıl onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah'tan başka taptıkları tanrılar kendilerine hiçbir fayda vermedi. Hatta onların ziyanlarını artırmaktan başka bir şeye yaramadı.
Ve ma zalemnahum ve lakin zalemu enfusehum fe ma agnet anhum alihetuhumulleti yed'une min dunillahi min şey'in lemma cae emru rabbik, ve ma zaduhum gayre tetbib.
Halkı zalim olan ülkeleri cezaya çarptırdığı zaman Rabbinin çarpması işte böyle olur! Şüphesiz ki O'nun çarpması pek acı, pek çetindir!
Ve kezalike ahzu rabbike iza ehazel kura ve hiye zalimeh, inne ahzehu elimun şedid.
Bu anlatılan olaylarda, ahiret azabından korkanlar için elbette ibret verici bir ders vardır. O gün, bütün insanların bir araya toplandığı mahşer günü olacaktır. O gün bütün gök ve yer ehlinin tanık olacağı gündür!
İnne fi zalike le ayeten li men hafe azabel ahıreh, zalike yevmun mecmuun lehun nasu ve zalike yevmun meşhud.
Biz o günü ancak belirli bir müddete kadar erteleriz.
Ve ma nuahhıruhu illa li ecelin ma'dud.
O gün gelince, Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz. Artık onlardan kimi bedbaht, kimi mutludur.
Yevme ye'ti la tekellemu nefsun illa bi iznih, fe minhum şakıyyun ve said.
Bedbahtlar cehenneme atılacaklar. Çektikleri azabın dehşetinden, devamlı surette hıçkırıp canları çıkasıya feryad edecekler.
Fe emmellezine şeku fe fin nari lehum fiha zefirun ve şehik.
Senin Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça, orada ebedi kalacaklardır. Çünkü Rabbin dilediğini yapar.
Halidine fiha ma dametis semavatu vel'ardu illa ma şae rabbuk, inne rabbeke fe'alun lima yurid.
Mutlu olanlar ise cennettedirler. Senin Rabbinin dilemesi hariç gökler ve yer durdukça orada ebedi kalacaklardır. Kesintisi olmayan bir ihsan içinde olacaklardır.
Ve emmellezine suidu fe fil cenneti halidine fiha ma dametis semavatu vel ardu illa ma şae rabbuk, ataen gayre meczuz.
Artık o müşriklerin taptıkları şeylerin kendilerini ne feci akıbete sürükleyeceğinden hiç şüphen olmasın. Daha önce ataları nasıl tapınıyor idiyse bunlar da onları taklid ederek öylece tapınıyorlar. Biz de elbet müstehakları ne ise, eksiksiz tam tamına vereceğiz.
Fe la teku fi miryetin mimma ya'budu haula', ma ya'budune illa kema ya'budu abauhum min kabl, ve inna le muveffuhum nasibehum gayre menkus.
Musa'ya Tevrat'ı verdik. Kur'an hakkında senin halkının yaptığı gibi onun hakkında da ihtilaf edip kimi iman, kimi inkar etti. Şayet Rabbinin, insanlara mühlet verme vaadi olmasaydı, elbette haklarında nihai hüküm verilmiş, iş bitirilmiş olurdu. Bu gerçeğe rağmen, senin halkın hala, Kur'an'dan ve azaptan yana şiddetli bir tereddüt ve şüphe içindedir.
Ve lekad ateyna musel kitabe fahtulife fih, ve lev la kelimetun sebekat min rabbike le kudiye beynehum, ve innehum le fi şekkin minhu murib.
Hiç şüphe yok ki Rabbin herkesin işlerinin karşılığını tam tamına ödeyecektir. Çünkü O, onların bütün yaptıklarından haberdardır.
Ve inne kullen lemma le yuveffiyennehum rabbuke a'malehum, innehu bima ya'melune habir.
Öyleyse ey Resulüm, sen beraberinde olup tövbe edenlerle birlikte, sana nasıl emredilmişse öyle dosdoğru hareket et. Aşırı gitmeyin. Çünkü O, yaptığınız her şeyi görmekte olup işlerinizin karşılığını da size verecektir.
Festekim kema umirte ve men tabe meake ve la tatgav, innehu bi ma ta'melune basir.
Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur. Aslında sizin Allah'tan başka yardımcınız yoktur. Sonra O'ndan da yardım görmezsiniz.
Ve la terkenu ilellezine zalemu fe temessekumun naru ve ma lekum min dunillahi min evliyae summe la tunsarun.
Gündüzün iki tarafında, gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Zira böyle güzel işler insandan uzak olmayan günahları silip giderir. Bu, düşünen ve ibret alanlara bir nasihattır.
Ve ekımis salate tarafeyin nehari ve zulefen minel leyl, innel hasenati yuzhibnes seyyiat, zalike zikra liz zakirin.
Sabret, zira Allah iyi davrananların mükafatını zayi etmez.
Vasbir fe innallahe la yudiu ecrel muhsinin.
Sizden önceki nesillerde, dünyada fesat ve düzensizliği menedecek, böylece onları helak olmaktan koruyacak idrak ve fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Onların içinden görevlerini yaptıklarından ötürü kurtardığımız az kimse var. Zalimler ise içinde bulundukları refahın ardına düştüler. Doğrusu onlar suçlu kimselerdi.
Fe lev la kane minel kuruni min kablikum ulu bakıyyetin yenhevne anil fesadi fil ardı illa kalilen mimmen enceyna minhum, vettebeallezine zalemu ma utrifu fihi ve kanu mucrimin.
Rabbin, halkı dürüst hareket eden, hem kendi nefislerini, hem de birbirlerini düzeltmeye çalışan diyarları, haksız yere asla helak etmez.
Ve ma kane rabbuke li yuhlikel kura bi zulmin ve ehluha muslihun.
(118-119) Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları hakta ittifak eden bir tek ümmet yapardı. Fakat O bunu irade etmediğinden ittifak etmemişlerdir ve işte böylece ihtilaf eder vaziyette devam edeceklerdir. Ancak Rabbinin lütfederek hakta birleşmeyi nasib ettiği kimseler bunun dışındadır. Esasen O, insanları bunun için yaratmıştır. Böylece, Rabbinin "Ben cehennemi, bütün cin ve insanlardan müstehak olanlarla dolduracağım." sözü gerçekleşecektir.
Ve lev şae rabbuke le cealen nase ummeten vahideten ve la yezalune muhtelifin.
(118-119) Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları hakta ittifak eden bir tek ümmet yapardı. Fakat O bunu irade etmediğinden ittifak etmemişlerdir ve işte böylece ihtilaf eder vaziyette devam edeceklerdir. Ancak Rabbinin lütfederek hakta birleşmeyi nasib ettiği kimseler bunun dışındadır. Esasen O, insanları bunun için yaratmıştır. Böylece, Rabbinin "Ben cehennemi, bütün cin ve insanlardan müstehak olanlarla dolduracağım." sözü gerçekleşecektir.
İlla men rahime rabbuk, ve li zalike halakahum, ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ven nasi ecmain.
Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini takviye edecek her şeyi sana anlatıyoruz. Bu surede de sana hak ve gerçek, müminlere de bir öğüt ve talimat gelmiştir.
Ve kullen nakussu aleyke min enbair rusuli ma nusebbitu bihi fuadek ve caeke fi hazihil hakku ve mev'ızatun ve zikra lil muminin.
(121-122) İman etmeyenlere de de ki: "Siz yerinizde sayarak elinizden geleni yapın, ama biz de çalışacağız, gerekeni yapacağız. Siz bizim için felaket gözleyin bakalım, biz de eski ümmetlerin başına gelen felaketlerin size gelmesini gözleyip bekliyoruz.
Ve kul lillezine la yu'minuna'melu ala mekanetikum, inna amilun.
(121-122) İman etmeyenlere de de ki: "Siz yerinizde sayarak elinizden geleni yapın, ama biz de çalışacağız, gerekeni yapacağız. Siz bizim için felaket gözleyin bakalım, biz de eski ümmetlerin başına gelen felaketlerin size gelmesini gözleyip bekliyoruz.
Ventazır, inna muntazırun.
Bununla beraber, göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler, hükmetmesi için O'na götürülür. Öyleyse sen yalnız O'na ibadet et, yalnız O'na dayan, O'na güven. Rabbin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Ve lillahi gaybus semavati vel ardı ve ileyhi yurceul emru kulluhu fa'budhu ve tevekkel aleyh, ve ma rabbuke bi gafilin amma ta'melun.