Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla
Bismillahir rahmanir rahim.
İnsanların hesap verme vakti yaklaştı. Ama onlar hala koyu bir gaflet içinde haktan yüz çevirmekteler.
Ikterebe lin nasi hisabuhum ve hum fi gafletin mu'ridun.
(2-3) Rab'leri tarafından kendilerine gelen her yeni uyarıyı, alaya alıp kalpleri eğlenceye dalarak dinlerler. Hem o zalimler aralarında kulis yapıp, şu fısıltıyı, gizlice yayarlar: "O da sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Şimdi siz göz göre göre sihire mi kapılacaksınız yani?"
Ma ye'tihim min zikrin min rabbihim muhdesin illestemeuhu ve hum yel'abun.
(2-3) Rab'leri tarafından kendilerine gelen her yeni uyarıyı, alaya alıp kalpleri eğlenceye dalarak dinlerler. Hem o zalimler aralarında kulis yapıp, şu fısıltıyı, gizlice yayarlar: "O da sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Şimdi siz göz göre göre sihire mi kapılacaksınız yani?"
Lahiyeten kulubuhum ve eserrun necvellezine zalemu hel haza illa beşerun mislukum, e fe te'tunes sihre ve entum tubsırun.
Resul dedi ki: "Rabbim gökte olsun, yerde olsun, söylenen her sözü bilir. O öyle mükemmel işitir, öyle mükemmel bilir ki!"
Kale rabbi ya'lemul kavle fis semai vel ardı ve huves semiul alim.
(Kur'an'ı kime mal edecekleri konusunda şaşırıp kaldılar, cevapları kendilerini bile tatmin etmeyip durmadan fikir değiştirdiler.) "Hayır!" dediler, "bu adğasu ahlam: karışık karışık rüyalar." "Yok yok, böyle değil, anlaşılan onu kendisi uydurmuş!" "Hayır! bu da değil, galiba o bir şair!", "Öyleyse önceki peygamberlere verilen mucizeler kabilinden istediğimiz mucizeyi bize göstersin!"
Bel kalu adgasu ahlamin belifterahu bel huve şaır, fel ye'tina bi ayetin kema ursilel evvelun.
Kendilerinden önce imha ettiğimiz hiç bir şehir halkı iman etmedi, şimdi bunlar mı iman edecekler?
Ma amenet kablehum min karyetin ehleknaha, e fe hum yu'minun.
Biz senden önce de, ancak kendilerine vahiy gönderdiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Şayet bilmiyorsanız, bunu bilenlere sorunuz.
Ve ma erselna kableke illa ricalen nuhi ileyhim fes'elu ehlez zikri in kuntum la ta'lemun.
Biz onları yiyip içmeyen bedenden ibaret kılmadık; hem dünyada onlar ebedi olarak da kalmadılar.
Ve ma cealnahum ceseden la ye'kulunet taame ve ma kanu halidin.
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Onları ve beraberlerinde bulunan dilediğimiz kullarımızı kurtardık, haddi aşanları ise helak ettik.
Summe sadaknahumul va'de fe enceynahum ve men neşau ve ehleknel musrifin.
Muhakkak ki, hayatınız için gerekli notları içeren, size şan ve şeref sağlayan bir kitap indirdik. Neden düşünmüyorsunuz?
Lekad enzelna ileykum kitaben fihi zikrukum, e fe la ta'kılun.
Zulme batmış nice beldelerin bellerini kırdık, onlardan sonra da başka toplumlar yarattık.
Ve kem kasamna min karyetin kanet zalimeten ve enşe'na ba'deha kavmen aharin.
Onlar bizim baskınımızı hisseder etmez, derhal bineklerine yönelip kaçmaya yeltendiler.
Fe lemma ehassu be'sena iza hum minha yerkudun.
"Yok," dedik, "tepinmeyin, dönün o içinde şımardığınız refah ve konfora! Dönün o konaklarınıza ki sorguya çekileceksiniz."
La terkudu verciu ila ma utriftum fihi ve mesakinikum leallekum tus'elun.
"Eyvah! dediler, gerçekten biz zalim kimselermişiz! (Eyvah! Eyvah!)"
Kalu ya veylena inna kunna zalimin.
Bu feryatları sürüp gitti. Nihayet onları öyle yaptık ki biçildiler, sönüp kül oldular...
Fe ma zalet tilke da'vahum hatta cealnahum hasiden hamidin.
Elbette Biz göğü, yeri ve aralarında olan varlıkları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma laıbin.
Eğlenmek isteseydik nezdimizde eğlenecek çok şey bulurduk! Faraza yapacak olsak, öyle yapardık!
Lev eredna en nettehıze lehven lettehaznahu min ledunna in kunna fa'ılin.
Hayır! Biz gerçeği söyler, gerçeği yaparız! Hakkı batılın tepesine indiririz de beynini parçalar, bir anda canı çıkar o batılın! Allah hakkındaki böyle boş düşüncelerinizden ötürü yuh aklınıza, yazıklar olsun size!
Bel nakzifu bil hakkı alel batıli fe yedmeguhu fe iza huve zahik, ve lekumul veylu mimma tasıfun.
Halbuki göklerde olsun, yerde olsun kim varsa O'nun mülküdür. O'nun nezdindeki melekler O'na ibadeti, ne gurur meselesi yapar, ne de ibadetten yorulurlar.
Ve lehu men fis semavati vel ard, ve men indehu la yestekbirune an ıbadetihi ve la yestahsirun.
Gece gündüz, usanmadan, ara vermeden tesbih ve ibadet ederler.
Yusebbihunel leyle ven nehare la yefturun.
Buna rağmen, yine de onlar, yerde birtakım varlıkları, insanları öldükten sonra diriltecekleri zannı ile tanrı edindiler.
Emittehazu aliheten minel ardı hum yunşirun.
Halbuki gökte ve yerde, Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı oraların nizamı bozulurdu. Demek ki o yüce arş ve hükümranlığın sahibi Allah, onların zanlarından, onların Allah'a reva gördükleri vasıflardan münezzehtir, yücedir!
Lev kane fihima alihetun illallahu le fesedeta, fe subhanallahi rabbil arşi amma yasıfun.
O, yaptıklarından sorumlu değildir. O'nu sorguya çekecek kimse yoktur, ama insanlar mutlaka sorgulanacaklardır.
La yus'elu amma yef'alu ve hum yus'elun.
Yine de tuttular, O'nun yanısıra başka birtakım tanrılar edindiler. Ey Resulüm! De ki: "İddianızı ispatlayın, delilinizi getirin görelim!" Böyle bir delil de getiremediklerine göre de ki: "İşte bu tevhid, benimle beraber olanların ve benden önceki peygamberlerin bidirisidir." Hayır, onların çoğu gerçeği bilmiyor ve bu sebeple de ondan yüz çeviriyorlar.
Emittehazu min dunihi aliheh, kul hatu burhanekum, haza zikru men maiye ve zikru men kabli, bel ekseruhum la ya'lemunel hakka fehum mu'ridun.
Nitekim senden önce hiç bir peygamber göndermedik ki ona: "Benden başka İlah yok, öyleyse yalnız Bana ibadet edin!" diye vahyetmiş olmayalım.
Ve ma erselna min kablike min resulin illa nuhi ileyhi ennehu la ilahe illa ene fa'budun.
Gerçek bu iken, bazıları kalkıp: "Rahman evlat edindi!" iddiasında bulundular. O, bundan münezzehtir. Bilakis onların evlat dedikleri melekler O'nun ikram ve takdirine mazhar olmuş kullarıdır.
Ve kaluttehazer rahmanu veleden subhaneh, bel ıbadun mukremun.
O, kendilerine sormadıkça hiç bir söz söylemezler, sadece O'nun emirlerini yerine getirirler.
La yesbikunehu bil kavli ve hum bi emrihi ya'melun.
O onların yaptıklarını da yapacaklarını da, açıkladıklarını da gizlediklerini de bilir. Onlar, sadece O'nun razı olduğu kimse hakkında şefaat ederler. O'na duydukları tazimden ötürü çekinir, titrerler.
Ya'lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum ve la yeşfeune illa li menirteda ve hum min haşyetihi muşfikun.
Onlardan kim çıkıp da "O'nun yanı sıra ben de İlahım!" diyecek olursa, buna karşılık cehennemi veririz. İşte Biz zalimleri böyle cezalandırırız.
Ve men yekul minhum inni ilahun min dunihi fe zalike neczihi cehennem, kezalike necziz zalimin.
Hakkı, inkar edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hala inanmayacaklar mı?
E ve lem yerellezine keferu ennes semavati vel arda kaneta retkan fe fetaknahuma, ve cealna minel mai kulle şey'in hayy, e fe la yu'minun.
Yerin insanları sarsmaması için oraya dağlar yerleştirdik. Maksatlarına ermeleri için orada geniş yollar, geçitler yaptık.
Ve cealna fil ardı revasiye en temide bihim ve cealna fiha ficacen subulen leallehum yehtedun.
Göğü de dengesizliğe düşmekten korunmuş bir tavan durumunda yarattık. Onlarsa hala gökteki delillerden yüz çevirmektedirler.
Ve cealnes semae sakfen mahfuza, ve hum an ayatiha mu'ridun.
Geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
Ve huvellezi halakal leyle ven nehare veş şemse vel kamer, kullun fi felekin yesbehun.
Senden önce hiçbir insana dünyada, ebedi hayat nasib etmedik. Sanki sen ölsen, onlar ebedi mi kalacaklar!
Ve ma cealna li beşerin min kablikel huld, e fe in mitte fe humul halidun.
Her can ölümü tadacaktır. Biz, sizi sınamak için gah şerle, gah hayırla imtihan ederiz. Sonunda Bizim huzurumuza getirileceksiniz.
Kullu nefsin zaikatul mevt, ve neblukum biş şerri vel hayri fitneh, ve ileyna turceun.
Kafirler seni görünce: "Bu mu sizin ilahlarınızı diline dolayan adam!" diye alay etmekten başka bir şey yapmazlar. Ama bütün kainatı yaratan Rahman'a gelince Onun anılmasını reddediyorlar.
Ve iza reakellezine keferu in yettehızuneke illa huzuva, e hazellezi yezkuru alihetekum, ve hum bi zikrir rahmani hum kafirun.
İnsan, yaratılışça çok acelecidir (Bunu pek iyi biliyorum. Onun için, kendisini uyardığın azabın çarçabuk gelmeyişini alay konusu ediyor). Hele durun biraz, Beni de aceleye getirmeyin, yakında ayetlerimi size göstereceğim!
Hulikal insanu min acel, seurikum ayati fe la testa'cilun.
Ama yine de onlar: "Gerçeği söylüyorsanız, gösterin artık bu azabı, bu vadin gerçekleşmesini daha ne kadar bekleyeceğiz!" diye söyleniyorlar.
Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadıkin.
Dini olduğu gibi, bu azabı da böyle inkar edenler, onun tepelerine ineceğini, o ateşin yüzlerini ve sırtlarını yalamasını önleyemeyeceklerini, kendilerine yardım edecek hiç kimsenin bulunmayacağını bir bilselerdi!
Lev ya'lemullezine keferu hine la yekuffune an vucuhihimun nare ve la an zuhurihim ve la hum yunsarun.
Onların beklentilerinin hilafına, o ateş öyle apansız gelecek ki, kendileri birden donakalacaklar. Artık ne onu geri çevirecek güçleri olacak, ne de kendilerine süre verilecek!
Bel te'tihim bagteten fe tebhetuhum fe la yesteti'une reddeha ve la hum yunzarun.
Senden önce de nice peygamberlerle böyle alay edilmişti. Ama alay konusu yaptıkları o azap, alay edenleri her taraftan sarıvermişti.
Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe haka billezine sehıru minhum ma kanu bihi yestehziun.
De ki: "Geceleyin veya gündüzün gelecek tehlikelere karşı o Rahman'dan başka sizi kim koruyabilir?" Ama bunu bilip Kendisine yönelecekleri yerde, onlar Rab'lerini anmaktan yüz çevirmekteler.
Kul men yekleukum bil leyli ven nehari miner rahman, bel hum an zikri rabbihim mu'ridun.
Ne o, yoksa, akılları sıra, onların Bizden başka kendilerini savunacak tanrıları mı var? (Nerede!) O tanrılaştırdıkları nesneler kendi kendilerini bile koruyamazlar. Öyleyse, o müşrikleri Bize karşı hiç mi hiç koruyamazlar. Onlar Bizim tarafımızdan zaten bir destek görmezler.
Em lehum alihetun temneuhum min dunina, la yestetiune nasre enfusihim ve la hum minna yushabun.
Kaldı ki Biz onlara da, babalarına da nimet verdik. Öyle ki uzayan ömürlerinin tadını çıkarıp avundular. Ama hükmümüzün yere yönelerek onu yavaş yavaş eksilttiğini görmüyorlar mı? Durum böyle iken onlar nasıl galip gelebilirler?
Bel metta'na haulai ve abaehum hatta tale aleyhimul umur, e fe la yerevne enna ne'til arda nenkusuha min etrafiha, e fehumul galibun.
De ki: "Ben Sizi sadece vahiyle uyarıyorum. Fakat belli ki sağırlar ikaz edildikleri zaman bu çağrıyı duyamazlar."
Kul innema unzirukum bil vahyi ve la yesmeus summud duae iza ma yunzerun.
Eğer onlara Rabbinin azabından bir esinti bile dokunsa: "Eyvah, yazıklar olsun bize, biz gerçekten kendimizi bu azaba müstahak etmekle kendimize zulmetmişiz!" derler.
Ve le in messethum nefhatun min azabi rabbike le yekulunne ya veylena inna kunna zalimin.
Biz kıyamet gününe mahsus, öyle doğru ve hassas teraziler koyacağız ki, hiçbir kimseye zerre kadar haksızlık edilmez. Hardal tanesi ağırlığınca da olsa, yapılan iyi veya kötü işi oraya getirip tartarız. Hesap görücü olarak Biz fazlasıyla yeteriz.
Ve nedaul mevazinel kısta li yevmil kıyameti fe la tuzlemu nefsun şey'a ve in kane miskale habbetin min hardelin eteyna biha, ve kefa bina hasibin.
Biz, Musa ile Harun'a, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir ışık ve öğüt olan Furkan'ı (hakkı batıldan ayıran kitabı) verdik.
Ve lekad ateyna musa ve harunel furkane ve dıyaen ve zikren lil muttekin.
O müttakiler, görmedikleri halde Rab'lerini gıyabında tazim eder ve hem de kıyametten, o duruşma saatinden korkup titrerler.
Ellezine yahşevne rabbehum bil gaybi ve hum mines saati muşfikun.
İşte bu da sana indirdiğimiz kutlu bir mesajdır. Hal böyle iken siz onu inkar mı edeceksiniz?
Ve haza zikrun mubarekun enzelnah, e fe entum lehu munkirun.
Biz Musa'dan önce de İbrahim'e hidayet ve akl-ı selim verdik. Biz onun halini pek iyi biliyorduk.
Ve lekad ateyna ibrahime ruşdehu min kablu ve kunna bihi alimin.
O vakit babasına ve halkına: "Nedir bu karşısında durup taptığınız heykeller?" dedi.
İz kale li ebihi ve kavmihi ma hazihit temasilulleti entum leha akifun.
"Biz, dediler, atalarımızı bunlara tapar bulduk, biz de onların yaptıklarını yapıyoruz."
Kalu vecedna abaena leha abidin.
"Yemin ederim ki, dedi, siz de atalarınız da besbelli bir sapıklık içindesiniz."
Kale lekad kuntum entum ve abaukum fi dalalin mubin.
Onlar: "Sen ciddi misin, yoksa şakacı insanların yaptığı gibi bizimle eğleniyor musun?" dediler.
Kalu e ci'tena bil hakkı em ente minel laıbin.
"Yoo! Şaka ne demek! dedi İbrahim. Doğrusu sizin Rabbiniz, ancak gökleri ve yeri yarattığı gibi bütün onların da Rabbi olan Zattır. Ben de bu gerçeğe şahitlik edenlerdenim."
Kale bel rabbukum rabbus semavati vel ardıllezi fatarahunne ve ene ala zalikum mineş şahidin.
Ve içinden: "Allah'a yemin ederim ki, siz dönüp gittikten sonra mutlaka bu putlarınızın başına bir çorap öreceğim!" diye ekledi.
Ve tallahi le ekidenne asnamekum ba'de en tuvellu mudbirin.
Onların bütün putlarını paramparça etti, yalnız, halk, belki de olup biten olay hakkında kendisine sorarlar düşüncesiyle, onların büyüklerine dokunmadı.
Fe cealehum cuzazen illa kebiren lehum leallehum ileyhi yerciun.
Dönüp de olanları görünce dediler ki: "Kim acaba tanrılarımıza bunu reva gören? Her kimse o, muhakkak ki zalimin teki!"
Kalu men feale haza bi alihetina innehu le minez zalimin.
İçlerinden bazıları: "Sahi! İbrahim adındaki bir delikanlının onları diline doladığını işitmiştik!"
Kalu semi'na feten yezkuruhum yukalu lehu ibrahim.
"Haydin, dediler, getirin onu halkın huzuruna ki çekeceği cezaya onlar da şahit olsunlar."
Kalu fe'tu bihi ala a'yunin nasi leallehum yeşhedun.
"Söyle bakalım İbrahim!" dediler, "sen mi yaptın tanrılarımıza karşı bu işi?"
Kalu e ente fealte haza bi alihetina ya ibrahim.
"Belki de," dedi, "şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşurlarsa sorun bakalım onlara!"
Kale bel fealehu kebiruhum haza fes'eluhum in kanu yentıkun.
Bunun üzerine vicdanlarına dönüp içlerinden: "Asıl zalim İbrahim değil, bu aciz putlara ibadet edip bel bağlayan sizler, biz müşriklermişiz!" dediler.
Fe receu ila enfusihim fe kalu innekum entumuz zalimun.
Fakat bunu dışa vurmayıp sonra yine önceki görüşlerine dönüp İbrahim'e: "Bunların konuşmadıklarını sen de pek iyi bilirsin!" dediler.
Summe nukisu ala ruusihim, lekad alimte ma haulai yentıkun.
(66-67) "O halde," dedi, Allah'tan başka, size ne fayda ne de zarar veremeyecek şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size de, Allah'tan başka o taptıklarınıza da! Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"
Kale e fe ta'budune min dunillahi ma la yenfeukum şey'en ve la yadurrukum.
(66-67) "O halde," dedi, Allah'tan başka, size ne fayda ne de zarar veremeyecek şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size de, Allah'tan başka o taptıklarınıza da! Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"
Uffin lekum ve li ma ta'budune min dunillah, e fe la ta'kılun.
"Eğer yapacağınız bir şey varsa, dediler, o da bunu yakmaktır. Böyle yapın da tanrılarınıza sahip çıkın!"
Kalu harrikuhu vansuru alihetekum in kuntum faılin.
Biz ateşe şöyle ferman ettik: "Dokunma İbrahim'e! Serin ve selamet ol ona!"
Kulna ya naru kuni berden ve selamen ala ibrahim.
Hülasa onu tuzağa düşürmek istediler ama, Biz asıl onları hüsrana uğrattık. Asıl tuzağa düşenler kendileri oldular.
Ve eradu bihi keyden fe cealna humul ahserin.
Onu Lut ile beraber kurtarıp, bütün insanlar için kutlu ve feyizli kıldığımız diyara ulaştırdık.
Ve necceynahu ve lutan ilel ardılleti barakna fiha lil alemin.
Ona ayrıca İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik. Hepsini de erdemli insanlar kıldık.
Ve vehebna lehu ishak, ve ya'kube nafileh, ve kullen cealna salihin.
Onları buyruklarımızla insanlara doğru yolu gösteren önderler yaptık. Kendilerine hayırlı işler işlemeyi, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar yalnız Bize ibadet ederlerdi.
Ve cealnahum eimmeten yehdune bi emrina ve evhayna ileyhim fi'lel hayrati ve ikames salati ve itaez zekah, ve kanu lena abidin.
(74-75) Lut'a da hüküm ve ilim verdik ve onu iğrenç işler yapan şehir halkından kurtardık ki gerçekten onlar kötü ve itaat dışına çıkmış fasık bir güruh idiler. Kendisini de şefkat ve himayemize aldık. O gerçekten erdemli kimselerdendi.
Ve lutan ateynahu hukmen ve ılmen ve necceynahu minel karyetilleti kanet ta'melul habais, innehum kanu kavme sev'in fasikin.
(74-75) Lut'a da hüküm ve ilim verdik ve onu iğrenç işler yapan şehir halkından kurtardık ki gerçekten onlar kötü ve itaat dışına çıkmış fasık bir güruh idiler. Kendisini de şefkat ve himayemize aldık. O gerçekten erdemli kimselerdendi.
Ve edhalnahu fi rahmetina, innehu mines salihin.
Nuh'u da önderlerden kıldık. O İbrahim ve Lut'dan çok önce, Bize yakarmıştı. Biz de duasını kabul buyurup onu, yakınlarını, evlatlarını ve halkından iman edenleri büyük bir beladan kurtardık.
Ve nuhan iz nada min kablu festecebna lehu fe necceynahu ve ehlehu minel kerbil azim.
Ayetlerimizi yalan sayan halka karşı da ona destek olup onlardaki haklarını aldık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idi. Bu yüzden Biz de onların hepsini suda boğduk.
Ve nasarnahu minel kavmillezine kezzebu bi ayatina, innehum kanu kavme sev'in fe agraknahum ecmain.
Davud ile Süleyman'ı da... Hani bir defasında onlar bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Şöyle ki: Geceleyin bir grup insanın koyun sürüsü ekin tarlasına yayılmış, zarar vermişti. Biz de onların bu hükümlerine tanık oluyorduk.
Ve davude ve suleymane iz yahkumani fil harsi iz nefeşet fihi ganemul kavm, ve kunna li hukmihim şahidin.
Biz çözümü ihtiva eden hükmü Süleyman'a bildirdik. Bununla beraber, her birine bir hüküm ve bir ilim verdik. Dağları ve kuşları Davud'un emrine verdik. Onunla beraber takdis ve ibadet ederlerdi. Biz dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sahibiz.
Fe fehhemnaha suleyman, ve kullen ateyna hukmen ve ılmen ve sehharna mea davudel cibale yusebbihne vet tayr, ve kunna faılin.
Bir de sizi savaşınızın şiddetinden koruması için ona, zırh yapma sanatını öğrettik. Peki bütün bunlar için şükrediyor musunuz?
Ve allemnahu san'ate lebusin lekum li tuhsınekum min be'sikum, fe hel entum şakirun.
Süleyman'a da şiddetli rüzgarı amade kıldık. Rüzgar, onun emriyle kutlu beldeye doğru eserdi. Çünkü her şeyin gerçek mahiyetini Biz biliriz.
Ve li suleymaner riha asıfeten tecri bi emrihi ilel ardılleti barekna fiha ve kunna bi kulli şey'in alimin.
Kendisi için dalgıçlık ve daha başka birtakım işler yapan bazı cinleri (şeytanları) da onun emrine verdik. Biz onları gözetim altında tutardık.
Ve mineş şeyatini men yegusune lehu ve ya'melune amelen dune zalik, ve kunna lehum hafızin.
(83-84) Eyyub'u da an. Hani o: "Ya Rabbi, bu dert bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın" diye niyaz etmiş, Biz de onun duasını kabul buyurup katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını bir misliyle beraber vermiştik.
Ve eyyube iz nada rabbehu enni messeniyed durru ve ente erhamur rahimin.
(83-84) Eyyub'u da an. Hani o: "Ya Rabbi, bu dert bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın" diye niyaz etmiş, Biz de onun duasını kabul buyurup katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını bir misliyle beraber vermiştik.
Festecebna lehu fe keşefna ma bihi min durrin ve ateynahu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten min ındina ve zikra lil abidin.
İsmail'i, İdris'i, Zülkifl'i de an! Onların hepsi sabır fazileti ile bezenmişlerdi.
Ve ismaile ve idrise ve zelkifl, kullun mines sabirin.
Bundan ötürü onları rahmetimize aldık. Gerçekten onlar salih ve erdemli kişilerdi.
Ve edhalnahum fi rahmetina, innehum mines salihin.
Zünnun'u da an. Hani o halkına kızmış, onlardan ayrılmış, Bizim kendisini sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Sonra karanlıklar içinde şöyle yakarmıştı: "Ya Rabbi! Sensin İlah, Senden başka yoktur ilah. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, Yücesin! Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!"
Ve zennuni iz zehebe mugadıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nada fiz zulumati en la ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minez zalimin.
Onun da duasını kabul buyurduk ve kendisini o sıkıntıdan kurtardık. İşte Biz müminleri böyle kurtarırız.
Festecebna lehu ve necceynahu minel gamm, ve kezalike nuncil mu'minin.
Zekeriyya'yı da an. Hani o: "Ya Rabbi, beni evlatsız, tek başıma bırakma ki (lütf edeceğin evladım) bana varis olsun. Bununla beraber iyi biliyorum ki, herkes fanidir, herkesten sonra baki kalan, bütün varislerin en iyisi olan Sensin Sen!"
Ve zekeriyya iz nada rabbehu rabbi la tezerni ferden ve ente hayrul varisin.
Onun da duasını kabul buyurduk. Ona Yahya'yı armağan ettik. Bunun için de eşini çocuk doğurmaya elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar hayırlı işlere koşuşur, iyilikte yarışır, hem ümit, hem endişe içinde Bize yakarırlardı. Gerçekten Bize derin bir saygı gösterirlerdi.
Festecebna leh, ve vehebna lehu yahya ve aslahna lehu zevceh, innehum kanu yusariune fil hayrati ve yed'unena regaben ve reheba, ve kanu lena haşiin.
İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem'i de an. Biz ona ruhumuzdan üfledik, hem onu, hem oğlunu cümle alem için bir ibret yaptık.
Velleti ahsanet ferceha fe nefahna fiha min ruhina ve cealnaha vebneha ayeten lil alemin.
İşte sizin bu dininiz bir tek dindir. Rabbiniz de Ben'im. Öyle ise yalnız Bana ibadet edin!
İnne hazihi ummetukum ummeten vahıdeten ve ene rabbukum fa'budun.
Ama insanlar aralarındaki bu birliği paramparça ettiler. Fakat sonunda yine Bize dönecekler.
Ve tekattau emrehum beynehum, kullun ileyna raciun.
Bu durumda artık kim mümin olarak makbul ve güzel işler yaparsa onun gayretleri inkar edilmez, yaptıkları makbul olur. Biz bütün gayretlerini onun hesabına yazıp geçirmekteyiz.
Fe men ya'mel mines salihati ve huve mu'minun fe la kufrane li sa'yih, ve inna lehu katibun.
İmha ettiğimiz bir memleket halkının, mahşerde huzurumuza gelmemesi mümkün değildir.
Ve haramun ala karyetin ehleknaha ennehum la yerciun.
(96-97) Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başladıkları, doğru vadin vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kafirlerin gözleri birden donakalır. "Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!" diyecekler.
Hatta iza futihat ye'cucu ve me'cucu ve hum min kulli hadebin yensilun.
(96-97) Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başladıkları, doğru vadin vaktinin yaklaştığı sıra, işte o zaman, kafirlerin gözleri birden donakalır. "Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!" diyecekler.
Vakterabel va'dul hakku fe iza hiye şahısatun ebsarullezine keferu, ya veylena kad kunna fi gafletin min haza bel kunna zalimin.
"Hem siz, hem de Allah'tan başka taptığınız tanrılar, hepiniz cehennem odunusunuz, siz hep beraber cehenneme gireceksiniz!"
İnnekum ve ma ta'budune min dunillahi hasabu cehennem, entum leha varidun.
Eğer onlar gerçekten tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Ama hepsi orada ebedi olarak kalacaklardır.
Lev kane haulai aliheten ma veraduha, ve kullun fiha halidun.
Onlar orada inim inim inleyecekler, kendilerini sevindirecek hiçbir haber de işitmeyeceklerdir.
Lehum fiha zefirun ve hum fiha la yesmeun.
Ama kendileri hakkında Bizden ebedi mutluluk takdir edilmiş olanlar, cehennemden uzak tutulacaklardır.
İnnellezine sebekat lehum minnel husna ulaike anha mub'adun.
Onlar cehennemin hışırtısını bile işitmeyecek, canlarının çektiği nimetler içinde ebedi kalacaklardır.
La yesme'une hasiseha, ve hum fi meştehet enfusuhum halidun.
O en büyük dehşet (Sura ikinci üfleyiş) dahi onları tasalandırmaz. Melekler onları: "İşte size vad olunan gün bugündür!" diye karşılarlar.
La yahzunuhumul fezeul ekberu ve tetelakkahumul melaikeh, haza yevmukumullezi kuntum tuadun.
Gün gelir, gök sahifesini, tıpkı katibin yazdığı kağıdı dürüp rulo yapması gibi düreriz. Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu gerçekleştirecek olan da Biz'iz.
Yevme natvis semae ke tayyis sicilli lil kutub, kema bede'na evvele halkın nuiduh, va'den aleyna, inna kunna faılin.
Şu kesindir ki Biz Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zeburda da: "Dünyaya salih kullarım varis olacaklar. Dünya onlara kalacak" diye yazmışızdır.
Ve lekad ketebna fiz zeburi min ba'diz zikri ennel arda yerisuha ıbadiyes salihun.
Bu Kur'an'da da elbette Allah'a ibadet eden kimseler için bir mesaj vardır.
İnne fi haza le belagan li kavmin abidin.
İşte bunun içindir ki ey Resulüm, Biz seni bütün insanlar için sırf bir rahmet vesilesi olman için gönderdik!
Ve ma erselnake illa rahmeten lil alemin.
De ki: "Bana yalnız ve yalnız şu gerçek vahyolunuyor "Sizin ilahınız tek İlahtır. Hala mı O'na teslim olmayacaksınız?"
Kul innema yuha ileyye ennema ilahukum ilahun vahid, fe hel entum muslimun.
Yine de yüz çevirirlerse de ki: "İşte sizin hepinizi de tam eşit şekilde hakka çağırdım. Artık tehdit olunduğunuz o kıyamet gününün yakın mı uzak mı olduğunu bilemem."
Fe in tevellev fe kul azentukum ala seva', ve in edri e karibun em baidun ma tuadun.
Şüphesiz ki Allah sözün açık olanını da, gizli olanını da bilir. Hem sizin gizlediğiniz, şeyleri de bilir.
İnnehu ya'lemul cehre minel kavli ve ya'lemu ma tektumun.
"Ne bileyim, belki de bu mühlet sizin için bir imtihandır ve hayattan biraz daha yararlandırma için yapılan bir ertelemedir."
Ve in edri leallehu fitnetun lekum ve metaun ila hin.
Resulullah sonunda şöyle dedi: "Ya Rabbi, adaletle hükmünü ver! Rabbimiz rahmandır, sizin bunca isnad ve iftiralarınıza karşı yegane müsteandır."
Kale rabbıhkum bil hakk, ve rabbuner rahmanul musteanu ala ma tasıfun.